Bireysel Mesaj Gösterim Modu

Görüntülenme: 39028

EDİRNEDEYİM; KİMLİĞİM KAYIP hükümsüzdür.

Not: bu yazıda paslaşma yoktur, paylaşma vardır. Bir hüzün paylaşımı...
 

Hüzün …
Neyin hüznü? Böylesi bir ihtişama zıt; yoksunluğun hüznü ... “ Ey haşmetli Selimiye yakışır mı bu senin münbit ruhuna“ demenin hüznü. Selimiye yi sadece iki saf cemaatle görmenin hüznü…
Katıkettim kalbimdeki hüzne bir caminin hüznünü
Hüzün aynı hüzün, hüzündaşız Selimiyeyle. Aradaki tek fark; hüznümüzün yoğunluğu ve o hüznün yaşanma sıklığı olabilir ancak. Selimiye' nin hüznü kendisi kadarsa eğer; benimki onun minaresindeki hilal kadar… Ama aynı hüzün.
Bir arkadaşım anlatmıştı. Arkadaşı mezun olacakmış ve ailesi mezuniyet töreni için Edirne ‘ye gelecek. Arkadaşıma demiş ki; ben tam bilmiyorum nereden giriliyor ailemi gezdirmem gerekecek bana biraz anlatırmısın. Arkadaşım sormuş: Hiç gitmedin mi Selimiye' ye?Cevap iç acıtıcı: Hayır.
Bunu duyduğumda adeta kanım dondu.Belki birileri "Bu kan mı dondurur ki" diyecek lakin 4 koca yıl burada okumak ve hiç gitmemek.Namaz kılmıyor olabilirsiniz, normal şartlarda camiye gitmeyen biri de olabilirsiniz ama tarih adına,mimarisi adına Mimar Sinan’ın" tüm hünerimi burada kullandım" dediği cami olması adına, hiç olmazsa bir merak adına da mı gidilmez diye düşünmeden edemedim. Bilemiyorum; o kişiyi tanımıyorum; bu düşüncelerimle ona haksızlık mı ettim… Ama üzüldüm, hüzünlendim… Edirne, Selimiye, Koca Sinan hep birlikte hüzünleştik.
Biz kendimize bu kadar mı yabancılaştık; aslımıza, kimliğimize… Bizler barlara cafelere bu kadar aşinayken ;kim bizi camilerimize tarihimize ecdadımıza yabancı eyledi…cevap:(………….. … ... … ... )cevabı yok mu? kendi kendimiz mi acaba? Yoksa bir öğrencinin, araştıran ,sorgulayan, merak eden kanıdelinin; yurt içinden ve dışından birçok insanın geldiği Selimiye' ye girmesini engelleyen nedir, bunun izahı nedir söyleyin bana. Dinazor çağından hortlamış dinazorların en devasasından olan vicdanı değil de nedir…Bu bir kaçış elbet…
Daha fazla irdelemeyeyim diyorum şu konuyu ama kendime engel olamıyorum. Anlatamam nasıl müthiş bir iştiyak…ama iredelenmeli ve analiz edilmeli, hep birlikte buna kafa yorulmalı, uzmanlar çözüm aramalı değil mi? Ne olacak bu fenerbahçenin(Galatasarayın,beşiktaşın vs.) hali deyip kafa patlatan, saatlerce futbol tartışan adamların; sahi buna kafa yormak akıllarına gelir mi? Gelmez mi? Gelmeli değil mi? Bu bir cerahatsa eğer, tedavi edilmeli değil mi?
Ben futbolu tartışanların aksine ne olacak bu gençliğin hali demek istiyorum. (birden kendimi çok yaşlı hissettim)bu gençlik dedim de hafızam birden beni Edirne ‘deki ilk günlerime götürdü. O ilk günler…Müziği de seven bu avarenin; şarkı repertuarının top10 listesinin en nadide şarkısı olan “neden geldim Edirneye?” şarkısını sık sık mırıldandığı o günler…Okulun ilk günü değilse bile 2. günü… okulun bahçesinde iki öğrenci konuşuyor. Konuşuyor diyorum ama öğrencilerden biri için küfrediyor desem daha doğru olacak gibi. Şimdi olsa hemen müdahale ederim; eh işte yeni başlamışız okula, daha çömleri oynadığım zamanlar. Neyse biri arkadaşına diyor ki; “ulan bana bu Edirne ‘nin kızları güzel olur diyeni bulursam abi onu kimse elimden kurtaramaz ulan?”(çok özür diliyorum yazdığım için) küfürle karışık söyleniyor. Neymiş; Edirne ‘nin kızları güzeldir diye bin bir ümitle geldiği bu şehirde hayal kırıklığı yaşamış. Ne hayal kırıklıklarının yaşandığı bu ülkede öğrencinin birinin derdi işte. Ne dersiniz siz bu adama? Şimdi tekrar sormak istiyorum bizi bu hale kim getirdi? Ecdadımız ki; ilme değer verir "Çin de de olsa gidiniz "düsturunca uğrunda her türlü sıkıntıya, ayrılığa, zorluğa katlanırdı. O zaman ilim öğrenmek ne içindi; şimdi ne için…hayat standartlarımızla beraber kriterlerimizde mi değişti yoksa. Eski öğretmenler “Çalışırsın, didinirsin kpss yi de geçtim mi tamam maaşın tıkır, tatili var 3 ay cumartesi Pazar…” gibi hesapları yapmayı bilirler miydi? Onların hesapları da böyle miydi? Üzülüyorum ; Eğitim Fakültesindeki öğrenciler bu hesapları yapıyor. Zorlasak belki herkese bir şekilde yakıştırırız da. Bu hesaplar sana yakışmıyor be öğretmenim… Silkinme zamanımız gelmedi mi artık? Kimliğimize, insani değerlerimize sahip çıkma vakti gelmedi mi artık….
Çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım -bayram tatiline yakın bir zamandı- çantasını çaldırmış, çok üzülmüştü. Giden parasına mı yansın, çantanın içinde giden belgelere mi yoksa yeniden çıkartması gereken kimliğine mi? Bayram tatili kapıda, bilet almış kimliği yok. Ayrıca uzun yol kimliksiz çıkamaz.Ağrı' lı idi arkadaş her zaman eve de gidemiyor… Ailesine kuvvetlice düşkün olan ben bu tablo karşısında ne yapacağımı bilemedim. Şöyle yapsan olmaz mı böyle yapsan olmaz mı? Anladığımdan değil ama aklımca çareler sunmaya çalışıyorum. Dün gibi hatırlıyorum kendi problemim mesabesinde üzülmüştüm. Öyle herkesin her şeyine üzülen cinsten biri de değilimdir hani. Neden üzüldüm? Kimliğini kaybetmişmiş. Önemli mi ? tabiî ki de hayır. Şimdi düşünüyorum da değerlerini, as(ı)lını, derunundakileri ve evet; kimliğini kaybetmiş insanlar? Özkimliğini…
Aslında ona şöyle demem gerekirdi:

Arkadaşım seninki bir şey mi ?İnsanlar değerlerini, kişiliklerini kaybediyorlar. Senin yitiğin şimdilik bir kağıt parçası olsun…
Kişiliklerini , benliklerini, değerlerini,asliyetlerini manevi latifelerini kaybeden insanlardan bahsediyorum…
Asıl biz oturalım onların yasını tutalım…
 

Bu mesaj, mehasin tarafından, 16.09.2010 17:01:46 itibariyle düzenlenmiştir.

 

Abonelik Bilgisi Abonelik
Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: Gundzilla, Ebenin, guest3, guest2, guest1,
Son Oturumlar: