Görüntülenme: 75019
Fikir Meclisi...
2009/06/05 9:55
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Merhaba arkadaşlar,

Biraz önce İbrahim Karagül'ü okurken, aklıma bir fikir geldi.

Sanırım herkes gündemi az-çok takip ediyordur.

Güncel yerel veya uluslararası olaylar, haberler,her birimizi, köyümüzü, şehrimizi, ülkemizi ilgilendiren veya

ilgilendirmese de genel kültür olur, faydası olur diye düşüneceğimiz konuları burada paylaşabiliriz.

Çok güzel bir fikir alışveriş platformu olacağını düşünüyorum.

Selametle...

Bu mesaj, bnm tarafından, 05.06.2009 09:58:28 itibariyle düzenlenmiştir.
Yorum(suz)...
2009/07/24 11:47
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

2010' da başlayacak olan "üniversiteye girişteki katsayı probleminin ortadan kalkması"yla ilgili...

***   ***   ***

Şimdi "paşalar" gibi imam hatibe gideriz!

Allah bizi 0.2’yle çarpanlardan daha ÇARPICIDIR demiştim!

Vakıa suresini de okurum Albert Camus’u da..
Silah da çekerim kuradan tespih de.
Yumruğumu da sıkarım Başörtümü de..
Bulmaca da çözerim yasak bağlarınızı da.
Postalla da gezerim bisikletle de.
Hakkımı da ararım kaybettiklerimi de.
İmam hatip kapısından da girerim Harvard bahçesinden de.
İstiklal Marşını da bilirim Beyrut Marşını da..
Başımı da kaldırırım düşenleri de.
U dönüşü de yaparım HU dönüşü de.
Cumhuriyeti de yaşarım Hürriyeti de..
0.2’yle çarpıp kaçtığınız yasalarınızın tazminatını Şimdi Allah’tan Alırım.
Hasar Tespit sırası SİZ DE.

Feride, yasa tarlasındaki çürükleri bize yutturmaya çalışanların karın ağrısına iyi gelecek kahkahalar atıyordu. Burnundan katsayı soluyanların ağızlarına tıkılan bu kararı Fazıl Say senfonisiyle kutluyordu. Sekiz yıllık sorunlu eğitimin altından sızdırılan SIFIR ÇEKTİRİCİ modern öğretimin hiçbir işe yaramadığını görmek için on sene beklemek, ileri görüşlü laik fanatizmin yasa foyasını meydana çıkarıyordu.

Şimdi alın bu sahipsiz adalet cenazenizi Teşvikiye’den kaldırın bizler de ölü yıkayıcıysak zevkle yıkarız diyordu feride. Şimdi boşalttığınız sıraların arkasında panikleyen pardoncu hukukçular gibi savunun kendinizi. Şimdi ayık olmayan demokrasi hörgüçlü kafanızı 0.2 den yapılı kalın İmam hatip duvarlarına vurun balyozcular bir günlük tatil etsin. Şimdi kim vali olur kim fasulye kırar kim koca bulur bir görün.

Şimdi parça başı gibi dua başı ayet parası verdiğiniz hurdadan bozma imamlarınıza karşın hakikatli imamların nerden çıktığını anlayın. Şimdi kasiyerlik yapan örtülü kızların önlüklerinde biriktirdikleri ders notları arasından ölülerinize 41 yasin gönderip fatiha dilenin. Ve şimdi bu kızlara Haddini bildirin diyen zihniyet! bildiremediğiniz HADDİ bir kere de SİZ bilin. Ne iktidardan dolayı kurum koltuğu kapan konforlu İslamcıyım ne de muhalefet eziği düzenin Laik Baloncusu hiç biriyim. Ne türbanlı kızlar kiminle evlenecek sorusuna üç şık koyan “izdivaç sazanıyım” ne de magazinel İslamcılar gibi aslını inkar eden Neslin şakşakçısıyım. Eğer bu yaşadıklarımız yalansa Ben bu ülkedeki adaletin YALANCISIYIM.

Esra Elönü - Haber 7
 

Bu mesaj, bnm tarafından, 24.07.2009 11:48:29 itibariyle düzenlenmiştir.
Yanıt: Fikir Meclisi...
2009/07/25 1:37
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Wuuuuw çok güzeldi...

U dönüşü de yaparım HU dönüşü de...

Sevgili bnm, paylaştığınız köşeyazısı dolayısıyla Esra Elönü'yü tebrik ediyorum. Gerçekten çok lezzetliydi, çok zevk aldım okurken.

Hani facebook'ta beğen butonu var ya.. İşte bu yazı için yüzlerce kez basabilirm o butona...

Güzel Bir Yazı
2009/12/20 20:54
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Bir yazı okudum az önce. Nasıl beğendimi tarifim zor.

Yumuşacık bir kalemin, kalbe dokunan kelamları...

İşte buyurun...


Kar Dilinde Aşk

Elimde karlı günlerden kalma bir fotoğraf karesi. Arkasında el yazısıyla Başo’nun şiirinden iki mısra eklenmiş: ‘Gel, karı seyredelim/Gömülünceye dek.’ Bu davete yüzümü dönüp elimdeki biletle uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Gündemden, dünyada olup biten her şeyden kopup karı seyretmeye gidiyorum.

***

‘Allah kar gibi gökten yağınca’ (*)

Meryem orucu tutmuş kalbimizle karı seyrediyoruz.

Kar yağıyor üzerimize.

Sadece toprağı değil, kalbimizdeki acıları ve hüznü de kara gömüyoruz.

 

Rahmetli anneannemden kalma kar taneleri gibi bembeyaz tespih taneleri kayıyor bir elimin parmaklarından…

Diğer elimin parmakları pencereden uzanmış, ipi kopmuş tespih taneleri gibi yeryüzüne doğru savrulan kar tanelerine dokunarak Allah’tan rahmet dileniyor.

Gökyüzünden üzerimize rahmet yağıyor.

Kalbimi kirleten öfkeyi kara gömüyorum…

Bu gece karın ninnisini dinleye dinleye büyümüş çocukların duyacağı kadar güzel bir müzik çalıyor yeryüzünde.

Kar tanelerinin şehir ahalisine yüzlerce yıldır söylediği‘sessiz bir musikidir’ bu!

İşte gecenin bu vakti camın önüne oturmuş karın sessiz müziğini dinlerken, ‘her yeri kar kapladı hayvanlar aç kalacak’ tedirginliğiyle annemin sabah erkenden elimize tutuşturduğu bir torba dolusu et suyuna batırılmış ekmekleri kedilere, köpeklere vermek için dışarı çıktığımız günleri hatırlıyorum.

Bir de kuşlar yesin diye balkona, pencere önüne koyduğumuz yiyecekleri…

Kalbimi karın merhametli beyaz yüzüne gömüyorum…

 

‘Uyan kar yağıyor!’

Sesiyle uyandırılan dostlukları hatırlıyorum. ‘Karlı bir gece vakti’ uyandıracak dostu olmayanın kendine esef etmesi gerektiğini bilen güzel dostlarla çıkılan karlı yolculukları..,Soğuğa aldırmadan

-insanların henüz dokunmadığı- kuytu köşelerdeki kardan çarşafların üzerinde yan yana uyanıp gökyüzünü seyrettiğimiz günleri hatırlıyorum.

Sıcak yatağından kalkıp bir gece yarısı kapımı çalan kadim dostluğa sevgimi gömüyorum…

 

***

Sevinçle uyanıyoruz geceye… Penceremiz gökyüzüne açılıyor.

“Sen dünyada ve ahirette kalbimdesin” diyor. Sonra susuyoruz. Tıpkı eski günlerdeki gibi uzun uzun susuyoruz!

Ruhuma ruhu dokunuyor. İnsan olmanın yükünü alan bir dokunuş bu!

Ruhum bir milim daha genişliyor, kuşlar kalbimde kanat çırpıyor…

Hala aklında mı bilmem. Hani her zaman yemek yemek ve çay içmek için aynı mekana giderdik ve orada sık sık Edip Akbayram’ın ‘Hava nasıl oralarda üşüyor musun” şarkısını dinlerdik. Bu şarkının üstüne bir sigara yakardık. Sonra gözlerimizi kapatırdık ve kendimizi müziğin sesine ve içimizin sessizliğine bırakırdık…

Hala aklında mı bilmem. Karın yağdığını bir müjde olarak birbirimize verirdik. Sonra dışarı çıkar uzun uzun karda yürürdük ve ne çok üşürdük ne çok! Üşüyen ellerimizi kış güneşine doğru uzatıp ısınmayı umardık. Yakardı güneşin sıcaklığı elimizi, yüzümüzü de bir türlü soğuktan moraran ellerimizi ısıtamazdık. Belki de o günlerden kalma hala bana ‘Sen kış güneşi misin/yakarsın ısıtamazsın’ mısrası anlatır en güzel aşkları.

Bilmem kurşun kalemle defterime yazdığın bu şiir hala aklında mı?

Hala aklında mı bilmem.Seninle susmayı ve karda yürümeyi ne çok severdik. Şehir arkamızda kalırdı da biz yorulmayı bilmezdik. Çok üşüdüğümüzde Hemşin Pastanesi’ne sığınırdık.Rahmetli Nail Amca büyük bardaklarla çaylar ikram ederdi.

Duvarlarında eski plak kapakları, resimler, antika eşyalarla dolu olan bu pastaneden hiç çıkmak istemezdik. Zeki Müren’den, Münir Nureddin’den birbirinden güzel parçalar dinler ruhumuzun penceresini eskilere çok eskilere doğru usulca açardık o uzun kış gecelerinde.

Necip Fazıl’ın Kars’ta askerlik yaptığı yıllar bu pastaneye uğradığını, Ahmet Hamdi’nin, Mehmet Kaplan’ın bu pastanede yaptığı edebi sohbetleri anlatırdı Nail Amca büyük bir heyecanla. Sonra yıllarca gönül kapısını herkese açmanın karşılığı olarak kendisine verilen UNİCEF’in hoş görü ödülüne gelirdi konu...Konu konuya açardı, bizi de alır yanına eski günlere götürürdü her gece…

Hala aklında mı bilmem. Biz o şarkıları dinlerken kalbimiz bir yıldız gibi kayardı.

‘Tennure giymiş ağaçlar’ın üstünde kuşlar dönerdi…

Tennure giymiş çam ağaçları etrafımızda dönerdi…

Dönüp dönüp yine aynı yere gelirdik.

Bir çığ-lık kopardı içimizde.

Kimselerin duymayacağı kadar derinden.

Kimsenin duyması imkansız o çığlık sesiyle uyanırdık her sabah.

Her sabah aynı rüyadan uyanırdık.

Birbirimize uyanır gibi!

(*) S.Karakoç’un Kar şiirinden.

Not… Gündemden kopup bir kar topu gibi uzaklara savruldum. Gözlerimi kara gömdüm başka bir şey de gördüğüm yok.

Dönünce görüşmek üzere…

Ayşe Olgun - Haber 7

Okurken aşağıdaki şarkıyı dinleyebilirsiniz.

Bu mesaj, m1gin tarafından, 21.12.2009 00:53:26 itibariyle düzenlenmiştir.
Beynimizi Yitiriyoruz
2010/02/12 15:55
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 8.2 (2 oy)

Ölsün Onların Çocukları

Abdülkerim Buğra Şimşek, 21 yaşında…

 2007 yılının ÖSS dördüncüsü…

 O’nu, 2007’nin Temmuzunda tanıdık ilk kez, Türkiye derecesi yapıp istediği bölüme yerleşemeyen katsayı mağdurlarından biri olarak... Vicdanı olan herkesin yüreği cız etti.

 Dile kolay; yıllarca çalış, çabala, Türkiye’nin en iyi 4’üncü genci ol ve istediğin üniversiteye gireme… Şaka gibi geliyor kulağa.

 Asıl hikâye bundan sonra…

 Buğra İngiltere’ye gitti, tıbbi genetik okumaya başladı.

 Birinci sınıfı bitirdiğinde Türkiye’deki katsayı engelinin kalktığı haberini aldı ve okulunu dondurup yeniden sınava girmek üzere vatanına, anne babasının yanına koştu.

 Ümitle ikinci kez sınava hazırlanırken bu kez iki ayrı vurgun yedi. Danıştay, katsayı düzenlemesini iptal etti… Bir oyuncak gibi oynadı on binlerce çocuğun umuduyla… Dev bir dalga gibi gelip yıktı kurulan hayalleri.

 İptal edilen düzenlemede, aynı puanı alabilmek için öbür çocuklardan 5 soru daha fazla yapmaları gerekiyordu. Danıştay kararı, bunu 50 soruya çıkardı yeniden. İhtimali, imkânsıza çevirdi…

 Buğra; bu yıl sınava girme kararını değiştirmedi. Sınava girecek, şartlarda herhangi bir düzelme olmazsa İngiltere’deki okuluna geri dönecek. “Ama bu gidişim farklı olacak” diyor.

 “Ülkeme daha az güven duyacağım bu gidişimde”…

 Geri dönüp ülkeme hizmet etmek için daha az gerekçem olacak cebimde”…

 21 yaşında bir genç kuruyor bu cümleleri…

 Yaşıtlarının başında kavak yelleri esiyor, hangi sinemaya gideceklerini, hangi marka giyeceklerini konuşuyorlar.

 O ise, geleceğini planlayabilmek için, geleceği çalmak üzere kurulmuş bir sistemle mücadele ediyor bir başına… IQ’su 139… Deha sınırının bir puan altında. Ülkesinde anlamı yok bunun, çünkü O, İmam Hatip Liseli…

 …

 Danıştay’ın verdiği karar öyle çok yaraladı ki meslek liselileri, tarife hiçbir kelime yetmez.

 Peki bu kararları alması için Danıştay’ı kim teşvik etti? İki öğrenci velisi…

 İlkinde veli, katsayı farkının kaldırılmasıyla “çocuğunun rekabet edeceği öğrenci sayısının artacağı” gerekçesiyle açmıştı davayı.

 Diğerinde “ikiz çocuklarının sayısal yapan öğrenciler karşısında dezavantajlı konuma düştüğünü” iddia eden bir baba…

 Elbette herkes kendi çocuğunun başarısını, iyiliğini ister. Ama başka çocukların puanlarından çalınarak elde edilen başarı gerçekten başarı sayılabilir mi? Başka çocukların gözyaşlarının kendi çocuklarının yüzünde bir gülümsemeye dönüşmesini hangi anne baba kabullenebilir, anlamakta güçlük çekiyorum.

 “Hep ben” anlayışının zirve noktası bu sanırım.

 Hep ben, illa ben, yalnız benim çocuğum…

 Benim çocuğumun başarısı için, “ölsün onların çocukları”…

 İşte anlayış bu…

 Anlayan, algılayan, ‘o iki veli bu nedenle haklı’ diyebilecek olan varsa bana da anlatsın lütfen.

 Anlatsın ki, çocuklarının, başka çocukların çiğnenen hakları üzerinde yükselmesine vicdanları nasıl elveriyor anlayayım…

 Anlatsın ki, çocuklarının geleceği için başka çocukların geleceklerini çalmaktan hiç mi haya etmiyorlar öğreneyim…

 Anlatsın ki, kendi çocuklarının mutluluğu için belki bir ömür boyu gülmeyecek gözlere nasıl bakacaklar, bileyim…

 Altın beyinli adamın hikâyesini hatırlar mısınız?

 Başı her kanadığında beyninden biraz altın akan adamı…

 Zengin olmak uğruna beyninin tamamını yitiriyor kanata kanata.

 Ne kadar da benziyor bize…

 …

 Şimdi Buğra gidecek, tıpkı daha önce giden Emre, Furkan, Tuba, Zeliha gibi…

 Dünyanın dört bir yanı, burslu okuyan Türk öğrencilerle dolu, bu yıl sayı biraz daha kabaracak…

 “Beynimizi yitiriyoruz”…

 Ağır ağır değil, hızla, baş döndüren bir hızla üstelik.

 Anlayacağınız dilde sorayım;

 “Heeey, tehlikenin farkında mısınız?”

Semanur Sönmez Yaman

11 Şubat 2010 Perşembe

Bu mesaj, bnm tarafından, 13.02.2010 09:32:41 itibariyle düzenlenmiştir.
Kendisine Sığındığım "Yakınım"
2010/02/15 3:29
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7.5 (1 oy)

Kıymetli arkadaşlar,

Alıntı mesajlar sıkıcı olabiliyor kimi zaman. Üstelik uzunsa bir de...

Ancak, bazen öyle paylaşmak istiyorum ki okuduğum şeyi, birileri de okusun, aynı şeyleri hissetsin istiyorum.

Aşağıya ekleyeceğim yazı da bunlardan biri.  

Bu yazıyı, sevgili asmer veya m1gin seslendirerek taçlandırırsa memnuniyet duyacağım...


Cami ışıklarına bakan çocuk... 

Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin' demişti.

Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.

Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.

Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.

Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.

Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.

Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala'nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...

Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.

Allah'ı çok sevmiştim.

Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.

Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.

Ama beni sevmesini isterdim.

İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.

O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

Biz dede-torun değildik.

Beni sevmiyordu.

Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.

Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.

Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.

Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı' benden koparmıştı.

Sonra büyüdüm.

İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.

Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.

Yirmili yaşlarımda Ankara'da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar' grubuyla karşılaşmıştık.

Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.

Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı' bulmuştu.

Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim' diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola' getirmek için uğraşırdı.

Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.

Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.

O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.

Dindarları sevdim.

İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.

Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.

Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.

Onlara saygı göstermeyi öğrendim.

Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.

Zor günlerde bir ‘inançsıza' bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.

Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur' ezberinden ‘din nedir' sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.

İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.

Dindar olmadım, inançlı olmadım.

Hálá da değilim.

Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.

Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.

Tanrı'yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.

Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona' emanet ediyorum.

Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.

Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim' şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara' öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla' arama sokmuyorum.

Tanrı'dan bir beklentim yok.

Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.

Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.

Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü' diye soracak bir tanrı.

Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.

Affetmezse de gücenmeyeceğim.

Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.

Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.

O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.

Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.

Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen' çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.

Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.

Ahmet ALTAN
Hürriyet

 

Bu mesaj, bnm tarafından, 15.02.2010 03:36:48 itibariyle düzenlenmiştir.
Yanıt: Fikir Meclisi...
2010/02/16 1:40
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Ben camiide namaz kılmayı çok severim =) ve bizim evin karşısında da camii var ;

Bana göre en sıcak kanlı camiidir =)  ( Sultanahmet tenzih)

ve bende camideki müezzine çok kızardım =) izin vermezdi namaz kılmamıza camiide , neymiş efendim camiyi kirletirsiniz gidin eviniz yakın =))

Bana davranışını umursamadım da küçük çocuklara bunu söylemesine dayanamayıp ;

Camiden uzaaklaştırmak için herşeyi yapıyorsunuz nasıl bir din anlayışıdır bu! demiştim ...

Caminin hocası çok mübarek bir şahısır  , bu nedenle şükür cemaatte çocuklar dışında eksilme yok =)

Hikaayedeki cama yaslanma tablosu beni çok zaman öncesine götürdü =) vay be ;) yaş kemale ermiş

seslendirme olursa hakikaten güzel olur =) şimdiden kolaay gelsin =)

Yanıt: Fikir Meclisi...
2010/02/19 0:27
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Bizim evimizin karsisinda hic cami olmadi. Ama ben hafta sonlarimi ve tatillerimi hep camilerde gecirmisimdir, hemde

"eti senin kemigi benim" anlayisiyle teslim edilmisim hocalarin eline. Hocalar babamin bu yaklasimindan

dolayi sevinselerde, sevincleri pek uzun sürmemistir, cünki her seferinde ellerindeki sopayla bir kosusturma

baslardi caminin icinde, cok kizarlar cok bagirirlar ve zaman zaman arkamdan ellerine geceni firlatirlardi,

bunlar yetmez ceza verirlerdi, ama beni bir o kadarda severlerdi, yasim cok kücüktü ve okudugumu hemen ezber eder

iyi Kur`an okurdum ve rivayetlere göre cokta sevecenmisimki severlerdi beni.

Belkide hocamin sevgisiydi beni oraya baglayan.

 

Hic unutmam hocambir gün bütün ögrencileri siraya dizip bana kücük yasimda elime bir sopa verip onlara birer tane vurmami

emretmisti ki derslerine iyi calisip benim gibi verbilsinler diye, ve bana saat alacakti hocam...

 

Hocam, belki bana saat alamadin ama gecmis zamanima bir ANI yerlestirdin, biliyorum hocam saat yaklasiyor ve saat yaklasiyor...

 

Rabbim, senin rizani kazanmak icin bizlere yasamayi nasip et ve sabirla sevgiyle bizlere ögütlerini

baskalarina aktarmayi nasip et... (amin)

 

Sopalı Anı
2010/02/19 2:02
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Terazinin kefeleri boş... Bir tarafa fiske vurulsa, denge noktası etrafında salınım başlıyor...

Alıntılanan Ahmet Altan 'ın yazısının uzunluğunu farkedince, okuma şevkimi temsil eden terazi kefesi havaya yükseliverdi... 
Ama bir dakika... Bu, nicelikten çok niteliği önemseyen  bnm değil miydi?
Evet bu o idi! 
O halde, terazinin dengelenmemesi ve hatta şevk kefesinin ağır basmaması için bir neden kalmamıştı! 

Ve yazı bitiverdi bir çırpıda... 

Çok önemli noktalara vurgu yapan bu yazıyı; dede-torun muhabbeti dışında epey bir beğendim... 

Yazı ve dahi seslendirme öneriniz için teşekkürler; eksik olmayın ey bnm
Lâkin seslendirme konusunda öncelik asmer 'de olduğu için, atlamak istemiyorum! 

Şaka şaka!
İyi yapmışsınız... Değilse kendimi seslendirmem gerektiği noktasında baskı altında hissedebilirdim...
Şimdi, asmer hissetsin benim yerime...
Şaka şaka!
Ama sanki öyle duyumlar aldım... 
Kendinizi hemen suçlu hissetmeyin yahu! Duyumlar, baskı konusunda değil; asmer tarafından seslendirilebileceği hususunda...

Ben, şimdilerde internetten para kazanma hülyalarında olduğum için, yazıya hakkını; kendimi de yazıya veremeyebileceğimi düşünüyorum! 

 

Bizim cengaver 'in de maşallahı varmış hani!  

Tevekkeli; bu adam hemen dibimizde duran üst geçidi kullanmak yerine, araçlara rağmen hareketli oto yolunu kullanarak karşıdan karşıya geçmiyormuş! 

Adam kovalanmaya ve kaçmaya alışmış bir kere! 

Hmm... Acaba sopayla kendinden büyük abi ve ablalarına vurmuşmudur ki? Film bu noktada kopmuş! 

Hadi sopayla ilgili bir anı da benden... Kısa olacak, merak etmeyin.

 

Köyde yaz kursundayız... Önceki senelerden Kur'an okumayı az biraz öğrenmiştim... Komşu bir köyden olan imam ile de aramız iyi idi... 
Yaramazlık yapanları korkutmak ve derslerine daha iyi çalışmalarını sağlatmak amacıyla, bir sopası olsun istiyordu. 
Ve ben, hemen atılıp ona güzel bir sopa ayarlayabileceğimi söylemiştim. 

Ve, o gün kurs sonrası evden bıçağı kaparak, yakınlardaki tarlamıza gitmiş ve bir ağaçtan esnek bir sopa kesivermiştim... Derken, o anda imamın sürmekte olduğu traktörü farkettim. O da beni farkedip durdu ve römorka binmemi söyledi... İyi de bu traktör köyden uzaklaşıyordu... Pek istemesem de denileni yaptım. Römorkta, yakındaki bir köydeki tarladan tütün toplamaya giden ekip bulunuyordu... 
Ve akşama kadar tarlada onlara yardım etmek durumunda kalmıştım... 
Hatta o günü, imam, akşam namazına camiye yetişememişti, diye hatırlıyorum. 

Öte taraftan ben; bizimkilerin kızmalarına rağmen, onlarla tarlaya gitmekten kaçıp duran bir kimseydim... 

Velhasıl, o gün nasıl olmuşsa bizim peder bey durumu önceden öğrenmiş ve elinde ardına gizlemiş olduğu sopa ile beni bekliyormuş... 

Ben gerilimi hissetmiş ve soğukkanlı davranarak yavaş yavaş eve yanaşmıştım ki, bizim peder hücuma geçti! 
Aynı zamanda haykırdı: "Ulan, bizimle tarlaya gelmezsin de, başkalarının işlerine gidersin ha!" 

Yapılacak bir şey yoktu; yemiş olduğum birkaç darbenin acısını o an için duymamam gerekiyordu... Ve yorgun da olsam, enerjimi ayaklarımda toplayıp "vınn"ladım...  Ben önden kaçıyor; elinde sopa ile peder bey peşimsıra koşturuyordu. Akşamın karanlığında, rotamız tarlalar olacak şekilde yakalambaç oynuyorduk... 
Ben, bir yandan pederden kaçıyor; ama diğer yandan da, bu karanlıkta köyden daha fazla uzaklaşmaktan korkuyordum. 

Ve artık kovalanmadığımı farkettiğimde, bir süre durup dinlendim...Emin olmak istiyordum. 
İşte şimdi acıyan yanlarımın sızlanmalarını az biraz dinleyebilirdim... 

O anda, o gün başıma gelenleri, gözümün önünden geçirdim...
Başkalarına "hayır" diyemediğim için, kendime kızdım. İstemediğim halde, ne diye kendileriyle tarlaya gidemeyeceğimi imama söyleyememiştim! 

Ama meselenin başlangıç noktası, imama sopa ayarlama girişimimdi, öyle değil mi?
O halde, bunca şeyi hakketmiştim; sızlanmaya hakkım yoktu! 
Bunun üzerine acıyan yanlarım, daha başka bir şey demeden, sızlanmaktan vazgeçtiler... 

Gece olmuştu... Artık eve dönüş zamanı... Değilse yabani hayvanlar benimle hasbihale başlamak isteyebilirlerdi... 

Evet... Ve işte geldik bir anımızın daha sonuna... 
Ha sahi bitirmeden... Daha sonraları, o sopanın temas ettiği öğrenciler de, arada bir bana sitem edip duracaklardı.  

Bu mesaj, m1gin tarafından, 19.02.2010 08:47:14 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Dikkat !
2010/02/19 12:20
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Kanberlik yapmanın vakti geldi :)
Bu sayfadaki yazıları severek takip etmekteydim, ta ki son iki mesaja kadar :)

Çocukluk ve cami hep iç içedir, her yaz tatili bir önceki tatilde öğrenilip unutulan Kuran yeniden öğrenilir ve zihinlerde tatlı anılar bırakır. Yazık ki büyük şehirlerde çocuklar bu aktivitelerden ne kadar uzak ! Hele ki yaş sınırlaması konusu var ki, hiç girmeyeyim o mevzuya…

Değerli cengaver ve m1gin kardeşlerim anılarını paylaşmışlar paylaşmasına da lâkin şu kötek meselesini öyle güzel dillendirmişler ki, ‘aa şunlara bak ne güzel dayak yemişler’ diyesi geliyor insanın :)

Bir çocuğa her ne konuda olursa olsun dayak atılmamasını şiddetle savunurum.(bilenler bilir ) Öyle ki çocuklarım küçükken onları bazı konularda (dille) uyarmam, ikaz etmem gerektiğinde sesimin perdesini biraz yükseltsem de yumuşak bir şekilde söylermişim ve çevremdekiler, ya sen kızsan da sever gibi kızıyorsun diyorlardı ki hâlâ da öyledir.

Bunları söylediğim için anı paylaşımı sekteye uğramasın lütfen, anlattıklarınız oldukça keyifli, ben sadece önemli bir konuya dikkat çekmek istedim.

Ve artık kulaklar asmerde olsun ki, seslendireceği yazıyı duyabilelim :)
 

Cami ışıklarına bakan çocuk
2010/02/26 20:26
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7.4 (3 oy)

 merhaba ey ahali..

sevgili bnm  yazıyı eklemesinin üzerinden 11 gün geçmiş... Hani yorum yazmayıp, bir sürpriz yapıp seslendirmeyi ekleyecektim güya..

Amma evdeki hesap çarşıya uymadı..ve hasta oldum..Nazlanmadım yani...:

Ama birginin sesli anılarından sonra bir iştahlandım.. Olsun sesim hasta da olsa seslendireyim dedim yazıyı..

vee yazıda geçen salavatı eklemek için bir program öğrenmek durumunda kaldım...ama değdi sanırım:))

Ahmet altan da dinlese sanırım o bölümü beğenir:)))

neyse sevgili arkadaşlar işte başlığını okumayı unuttuğum yazı..:)

 

Cami ışıklarına bakan çocuk-Ahmet Altan

 

.

Bu mesaj, asmer tarafından, 26.02.2010 23:05:45 itibariyle düzenlenmiştir.
Ahaliden birisi
2010/02/27 1:33
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Öncelikle geçmiş olsun sevgili asmer

İyikide m1gin anılarını seslendirmiş yoksa siz iştahlanıp bu işe kalkışmayacaktınız :)

Hastalığınız sandığınız kadar sesinize sirayet edememiş ve gayet güzel bir seslendirme olmuş tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum :)

Bilhassa fonda salavat bir harika olmuş, emeğinize sağlık... Free Image Hosting At site

Diliniz dert görmesin temennisi ile sonlandırayım sözlerimi :)

Tezahurat
2010/02/27 13:37
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Bende diyorum nerede bu asmer; neden ortalıklarda yok!? 
Bazı tahminlerde bulunmuştum aslında; seslendirme işleriyle uğraşıyordur, diye. 
Ama nereden bilieydim ki, hasta döşeğinde şifa bekliyor. 

Fonda kullanılan müzik hoş olmuş gerçekten... 
Acaba aynı parça mı çalıp durdu, seslendirme boyunca? 
Yani ne bileyim; seslendirilen bölümlerle uygunluk arzediyordu... Yoksa asmer'in parmağı mı vardı bu işte? 

Gelelim seslendirmeye... asmer 'in ağır, oturaklı ve başarılı tonlamalarına şahit olduk bu kez. 

Kayıt ve seslendirme işlerinde epey tecrübeli biri olarak; onu tebrik etmek istiyorum. Zira, herhangi bir montaj/düzenleme programı kullanmadan, tek oturumda bu denli az takılmalar yapmak her yiğidin harcı değil yani! 
Ama bu kıvamı yakalayabilmek için, kayıt öncesi epey bir egzersiz tekrarı yapmıştır sanırım. 

Ben daha önce de dillendirmiştim, bu düşüncemi: Aslında asmer periyodik olarak bazı kayıtlar yapsa da, bunları geleceğe hediye etse... 

 

abheri bir önceki yorumunda demişti ki;

Ve artık kulaklar asmerde olsun ki, seslendireceği yazıyı duyabilelim :)

O günden bugüne teyakkuz halinde bekliyormuş anlaşılan... 
Baksanıza hemen damlayıp, asmer 'i tebrik etmiş! 
Aslında ona da bu tarz seslendirme işleri verilse, ortalık epey bir renklenirdi... Vaktiyle şenlenmişti de oradan biliyorum yani. 

Ve bitirirken, tezahuratta bulunmak istiyorum: Bravo asmer

İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
maaşallah...
2010/02/27 13:48
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Söze gerek yok =) bendende kocaman bravo değerli asmer e

ve geçmiş olsun =) Allah hem ruha hem bedene şifa versin  -Amin -

Ve sözlerimin sonuna MAŞALLAH ekleyeyim =)

Dinle(tebil)mek
2010/02/28 0:17
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Sevgili asmer,

Mesajı gönderdikten bir zaman sonra, seslendirmeyi istemekle emrivaki yapmış olduğumu düşünüp, o cümleyi kaldırmak istemiştim. 

Ama siteye giriş yaptığımda, mesaj düzenleme için verilen süre dolduğu için, bir değişiklik yapamadım.

Sizi zor durumda bırakmak istemezdim, öncelikle affola!

Ama iştahlı masajınızı okuyunca, iyi ki de silememişim dedim. :)

Hastaymışsınız bi de yaaa...

Seslendirmeniz çok güzel olmuş, ağzınıza, elinize, sesinize sağlık. :)

Hani m1gin demiş ya:  "asmer 'in ağır, oturaklı ve başarılı tonlamaları" diye, hakikaten öyle.

Sağlıklı sesiniz çok daha güzel, biliyoruz. :)

Sizi dinlemek rahatlatıyo insanı. Yazıdaki duyguları ne güzel yansıtmışsınız. Etrafınızdaki insanlar, özellikle de çocuklarınız, ne kadar şanslı. :)

Her zaman dinleyebilmek güzel olurdu heralde sizi. Varsa başka seslendirmeleriniz, bizimle paylaşın lütfen...

Fondaki müzik de çok güzel! Çok etkileyici. ;)  Parçanın adını yazabilir misiniz acaba?

Bu seslendirmeyi yaparken yeni bir program da öğrenmek zorunda kalmışsınız. Pek zahmet verdirmişiz ama  buna rağmen siz severek ve isteyerek yapmışsınız. :)

 Bu özverinizden dolayı ayrıyeten teşekkürler... :)

Yumuşacık, güzel sesinizi tekrar dinlemek umuduyla,

Sağlıcakla kalın...

 

seslendirme anıları:)
2010/02/28 9:18
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Teşekkürler arkadaşlar..:)
özellikle birgin sizin gibi işitsel yapıtlar anlamında bu kadar tecrübeli birinden böyle tebrik almak güzel

geçmiş olsun dilekleriniz için de sağolasınız arkadaşlar ..geçti bile hamdolsun..

yok sevgili bnm zahmet  olmadı.. hatta yazıyı ilk okuduğumda bazı fikirlerine katılmasamda, bir insanın kendini bu kadar  net ve saf anlatması babında hoşuma gitmişti...teklifi de görür görmez  "aman birgin falan okur da bana kalmaz" diye acele etmek istemiştim ama sonra baktım ki birgin de bana pas attı bir nebze rahatladım.. 

Fon müziği Emirhandan..:) Geçenlerde;
-Anne bak sen bunu seversin demişti.._ ki müzik zevklerimiz hiiç uymaz-
gerçekten de sevdim..Parçanın adı ...Mono-Follow The Map
Arada dinlerdim...,
Yazıyı seslendirmeye karar verdiğimde ilk aklıma gelen parça oldu..
sanki çıkmazda olan bir duyguyu anlatıyordu ve bu yazıya uyardı.:)

Seslendirme aşamasında parça fazlaca çalmış olacak ki  Hilal' inde dikkatini çekmiş ..
-Anne bu üzülmüş şarkıyı neden açtın
demez mi...
tabire bayıldım .. hemen yazdım tabii ki:)

 Altan, o çocuksu duyguları çok güzel vermiş...Hele salavattan bahsederken çoğumuzun hissiyatına tercüman olmuş... Bende o yüzden "Allahümme salli alanın muhteşem melodisi" derken ille de salavat olsun istedim..
Bu yüzden bir montaj programı aradım sağolsun bir arkadaşımın ismini vermesiyle programı indirip kurdum. 
okuyuşu bir defada yaptım ....Fon , sesim , ve salavatı montajladım..:)) yani, bir miktar montaj var işin içinde birgin

Ama salavata değer. orada olmalıydı ve oldu.. bende en çok o bölümü sevdim..

 

sirada sopali ani ...
2010/02/28 23:48
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Galiba dinlemekte ve tesekkürde biraz gec kaldim.

Oysa bastan beri bu yaziyi en cok dinlemek isteyenlerdendim ve asmer abla yi : " abla hadi türkiye seni bekliyooor, yap

artik su seslendirmeyiiii !" diye cekimi yapmasi icin tetikliyende bendim ama nasip bu güneymis...

Seslendirmeyi gecen gün dinlemek istesemde dinleyememistim ve üzülmüstüm, simdi yeniden denedigimde

heyecanlandim, actim seslendirmeyi ve güzel fon esligindeki okuyan ses beni rahatlatti, geriye yaslandim ve gülümseyerek

heyecanla dinlemeye basladim. Birde üstüne cekim anilarinida okuyuncaaaa degmeyim keyfime.

 

Hani Z.SARI hep derya, kahve ve nargile, hani nargile olmasa bile güzeeel bir türk kahvesi esliginde bu seslendirmeyi

huzur veren ve sukuneti vaad eden sesle metne dalmak ve dalarken adeta dünyadan siyrilip gecmise camii dolu günlere

dalmak....  Eyvallah asmer abla...

 

Bence böyle yetenekli üyelerin varligindan istifade etmek farz oldu gibi, bekleriz yani degisik seslendirmeleri, m1gin zaten

kendisini ispatlamis bu alanda ve abheri ablayida dinlemistim ve begenmistim, duyrulur

 

Haaa eger yazi verinde seslendirelim diyorsaniz bence m1gin`in sopali anisi seslendirmeye cok uygun bence,o muhtesem

aniyi birde sesli dinlemek isteriz yani

degilmi arkadaslar?

Meclisin fikri
2010/03/02 14:05
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Hımm.. güzel fikir cengaver kardeşim :)

Burası adı üstünde 'fikir meclisi' olunca bakıyorum iyi fikirler dolanıyor ortalıkta, yani şu sopalı anı mevzusunu diyorum :)

Ama tabi benim seslendirmelerimle ortalığın renklendiğini dile getiren m1gin kardeşimin ve beni dinleyip beğendiğini ifade eden cengaver kardeşimin bu iltifatlarından sonra gaza gelerek seslendirme yapacağımı sanmayın hele ki bu 'sopalı anı'ysa...

Sözü anının sahibine vermek en güzeli :)

 

tezahurata geciken destek...
2010/03/02 15:09
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Sevgili asmer sınırlı zamanlarda girdiğim için seslendirmenizi dinlemek ancak nasip oldu. Özellikle salavatın coşkusuna kapılarak dinlediğim bölüm beni gerçekten çok etkiledi. Gönülden tebrik ediyorum.

Malesef günümüzde öyle insanlar varki vazgeçemedikleri üsluplarıyla etraflarındaki insanlara dini sevdirmek yerine dinden uzaklaştırıyorlar.

Tam bu noktada aklıma ' yarım doktor candan, yarım imam dinden eder ' sözü geliyor. Rabbim hepimizi işinin ehli insanlarla karşılaştırsın. Özellikle çocuklarımızı....

 

Hayırsız Evlat
2010/03/02 17:32
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Hmm... Demek size pas attım diye rehavete kapılıp seslendirmeyi geciktirdiniz, öyle mi ey asmer

Nasıl yani!? İşin içinde montajda mı vardı? Ben; siz montajsız da başetmişsinizdir diye düşünmüştüm... 
Yok yok! Seslendirmeyi tek solukta yapmış olmanıza atıfla tebrik etmiştim, bende.
 

cengaver 'e hele! 
Benim gıcıklığımı özlemiş galiba! 
Bakın neler demiş gene...  

Haaa eger yazi verinde seslendirelim diyorsaniz bence m1gin`in sopali anisi seslendirmeye cok uygun bence,o muhtesem aniyi birde sesli dinlemek isteriz yani 
degilmi arkadaslar?

Ey cengaver; bana kalırsa sizin hocaları peşinizden koşturup, pes etmelerine yakın ellerine geçeni size fırlattıkları anınız daha bir keyifli! O daha öncelikli bir seslendirmeyi hakkediyor yani! 

Ne üzücü ki; abheri, cengaver 'in fikrini beğenmiş. 
Ama ne güzel ki; isabetli bir karar vererek, "sopalı anı"yı seslendirmeyi reddetmiş. 

Yahu arkadaşlar; eşref saatimize denk geldi de kaleme aldık o anıyı... Bırakın yazı olarak kalsın! Beni eski günlere geri göndermek midir amacınız? 

Zaten peder beyler beni memlekete çağırıp duruyorlar... Ve ben gitmeyince, onlar gelmeye karar vermişler. 
Havaların soğuk olduğunu ve evde eşya namına hiçbir şey olmadığını söyleyerek onları zor ikna ettim... 
Böyle olunca; onlar da bu kararlarını birkaç hafta öteleyip; havalar ısınınca geleceklermiş... 
Vah başıma! 

Durum böyle işte...
Şimdi siz söyleyin; "sopalı anı"nın sözünü bile duymak istemediğim kadar var mıymış, yok muymuş? 

Bu mesaj, m1gin tarafından, 02.03.2010 17:36:59 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
kıssadan ( hisse ) seslendirme
2010/03/04 23:29
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

dolandırmadan söze girmek istiyorum efendim =)

bence cengaver abi seslendirme yapsın madem teklif ondan çıktı 

Mustafa abi benden size bu konuda TAM destek

cengaver abi =) e hani seslendirme ?

seslendirme...
2010/03/11 3:06
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Düsündümde, abheri ablanin, Z.SARI kardesin, ve digerlerinin bunca yogun istegine karsilik vermeli, hani simdilerde

bu tevekkeli yeni yeni fikirlerinin baskisi altinda kalmamali

M1gin`in sopali anisini sesli ve görüntülümü yapsak diye zihnimde sorular ucusuyor

Metni tekrar okudumda, gercekten zevkli olur böyle bir calisma

Seslendirme konusunda hic bir tecrübem olmadigi icin, ey m1gin, kendi sopali anini kendin seslendirmen en dogrusu

olur diye düsündüm, hem o anilari senden baska kim iyi hissedip o hissiyati seslendirmeye yansitabilirki?

Söz, sen seslendirirsen, bizde zevkle dinleriz

 

Uysallaştırma Programı
2010/03/13 11:52
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Ey cengaver, şu sıralar canınız sopa çekiyor galiba! 

Yahu benim bir önceki mesajımı görmezden gelerek; yine burnunuzun dikine gitmişsiniz! 

Hadi, ben size gıcık olduğum ve ara ara sizi salladığım için bana öyle davranıyorsunuz diyelim...
İyi ama nasıl oldu da, kendinizi Z.SARI 'yı görmezden gelecek denli cesur hissedebildiniz, şaşıyorum! 

Ey Z.SARI, cengaver 'e karşı sizinle işbirliği yapalım, ne dersiniz? 
Sizin manevi gücünüz ve benim maddi gücüm birleşirse, cengaver 'i uysallaştırabilirz, gibi geliyor bana. 

Ama olur a! O da başka ek güçlerden destek alırsa, o zaman anlaşma masasına oturabiliriz. 

Ve ona deriz ki; şayet kendisi, şu hocalarını peşinden koşturduğu ve ellerine geçeni ardından fırlattıkları anısını zenginleştirip, "Sopalı Anı" kadar uzun hale getirir ve seslendirirse; biz de "Sopalı Anı"yı seslendirmeye kani olabiliriz. 

Ama tabiki, önceliğimiz cengaver 'i uysallaştırmak olsun! 

Bu mesaj, m1gin tarafından, 13.03.2010 11:57:24 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Sizi gidi ihtilalciler...
2010/03/13 13:24
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Hmmm demek öyle m1gin kardes...

vee cengaver`e sopa atma tesebbüsü, dogrusu iyi cesaret.

Ama bu tesebbüs girisiminden önce kime tesebbüs ettigine dikat et kardes, yani nikime bakman yetrli aslinda:

cengaver

ve koydugum resime:

tabi tabi Osmanliyi hatirladin birden degilmi kardes

Zaten aslinda bunun, yani cengaverle ceng meydaninda ceng etmenin kolay olmadigini anladin aninda, ve

hemen isbirlikcilige karar verdin...

Ama kiminle isbirlikci yaptiginada dikkat et bence kardes.

 

Hem bu ülkede hep böyle olmuyormu zaten.Ne zaman iyiye ve dogruya giden birseyler olursa, hemen isbirlikciler ataga gecer

ve bir ihti(lal)mal` in daha olmasi gerektigine inanirlar:

 


 

Hala cengaverleri uysallastirmaya kararlimisin kardes? Baska sorun varmi kardess ?

Düello Daveti
2010/03/13 19:39
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Ey cengaver, benim sözlerimi çarpıtmayınız lütfen. 
Tamam, sözleri çarpıtmada üzerinize kimse yok, biliyoruz... Bu performansınızı önceki günlerde göstermiştiniz... O yüzden ek bir zahmete girişmeyiniz lütfen.

Ey cengaver, şu sıralar canınız sopa çekiyor galiba!

demişsem; bu sizin ifade ettiğiniz üzere, size "sopa atmaya teşebbüs" edildiği anlamına gelmez. 

Son günlerde, "sopalı anı" deyip deyip duruyorsunuz... Hal böyle olunca, canınızın "sopa" çekmiş olabileceğini varsayarak, öyle bir cümle kurmuştum! 

Bununa birlikte, canınız bazı şeyleri çekiyorsa da "hayır" demem! Düelloya varım yani! 

Yalnız şu hususu pek anladığımdan emin değilim: 

Ama kiminle isbirlikci yaptiginada dikkat et bence kardes. 

Nasıl yani! Z.SARI 'nın bir açığı mı var? 

Yo yo hayır! Bu kadarına da izin veremem! En azından potansiyel ortaklık durumumun söz konusu olduğu pek değerli bir şahsiyet hakkında sarfettiğiniz böylesi sözlere tahammül edemem! 

Savulun o zaman! Ben sizi düelloya davet ediyorum! 

İş bu raddeye geldiğine göre, nasılsa Z.SARI ile ortaklığımız garanti gibi bir şey...
Manevi güç de ardımda olduğuna göre, geri durmanın anlamı ne, değil mi ama!? 

Bu mesaj, m1gin tarafından, 13.03.2010 19:43:25 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Düello da 1.adım ;)
2010/03/13 23:23
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7.5 (1 oy)

Yani cengaver abi bu kadar hayal gücü aynı zamanda bu kadar harf kimyası bozma potansiyali bu kadaar mı olur , 

 hay maaşallah

demek resim , isim ve  Osmanlı ha , vay canına  

Yalnız siz bu örnekleri verirken birşeyi unutttunuz cengaver abi

Mustafa ismi cengaver mahlasının efendisidir Mustafa ismi heybet taşır zaten bundan ötürüdür cengaver sözünün doğuşu

Hem Osmanlı döneminde savaşa gür bir coşku ile ;Allah Alllah Allah Allaaaahhhhhh diye gidilir =)

Kaybedilen savaş sonunda baş kaşıyarak sakin ses ile Allah Allah , Allah Allah diye dönerlermiş

Seninkide bu hesap olmuş cengaver abi

Kusura bakma bu konuda TAM destek Mustafa abinin yanındayım

Hak Hukuk mevzusu =)  Şimdi bir ihtimal masada sakinleşin  ve o hayal dünyanızda ;

kendinizi bir stüdyoda düşünün , önce size şöyle orta şekerli Türk  kahvesi içirelim

e malum ses tellerine iyi gelir  

Sonrasında ; Bir bardak su ile sesimizi oturtturalım ve bir öksürük ardından ,

Efendimmm diye başlayıp söze o çok methettiğiniz cengaver sıfatı ile sesinizi cengaverce '' Sopalı Anı'' yı sunmak üzere

mikrofandan bir güzel süzün  durun henüz bitmedi =)

Sonrasında bu cengaverce seslendirdiğiniz  maharetinizi biz değerli site sakinleri ile buradan paylaşınız fm

İşte o zaman cengaver sıfatı size yakışır kardeşşş

Zorla değil mecburi

 

Er Meydanı :)
2010/03/14 0:02
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Duramadım yahu!  :D

Erler çıktı meydane, birbirinden merdane! :D

Sopaydı, düelloydu gidiyor... :)

Ey cengaver, karikatürlü mesajınız çok isabetli olmuş. :)  Yalnız, fiziksel düellonuz nasıl olur bilmem ama, :)

söz düellonuzda bir asimetriklik görünüyor  efendim. :)

Nasıl mı?  Unuttunuz sanırım,  m1gin'in televizyonu yokmuş... :)

Medyatik-felsefik yaklaşımınız :)  hedefine ulaşmamış olabilir kardeşşş... :D

Z.SARI'ya hele! :) Nasıl da taraf olmuş hemen! Laf aramızda, tuttum mesajını kardeş. :D

Senaryo çalıntı olsa da oyuncular sıkı.  :D 

Ey cengaver, artık meçbur :) seslendirme olayına gireceksiniz. Gazanız mübarek ola kardeşşş! :D :D

Bu mesaj, bnm tarafından, 14.03.2010 00:07:34 itibariyle düzenlenmiştir.

bnm de bizden destek olmuş anlaşılan =)

Masadaki hayal dünyaası artık cengaver abimize kalmış  Karar onun diyelim =)

Bazen yazmak istediklerimiz ters duvarlar ile örülebilir mi ?

Nereden çıktı diyeceksiniz (!) Değerli stonesour nerelerdesin  Sen olmayınce şifre vermek kadar çözmenin de tadı olmuyormuş buraların

Sahi değerli m1gin abi ortaklarınızdan haberdarsınız değil mi ?

Hadi bu da benden olsun şarkı söylemek geliyor düellonun çıkış kapısına varınca ;

Ey Hayat sen durgun sularda bir dolunaysın,

Yokum bu oyunda ömrün beni yok saysın

Onur Akın iyi gittide en güzeli Arzen abiden =) ;

Kapandı sırça köşküm

birde benim en sevdiğim eserlerden biri daha olsun hadi =)

Mezar taşlarınıda Hasan koyun mu sandın, bre Hasan koyun mu sandın ?

Adam öldürmeyi de Hasan , oyun mu sandın bre Hasan, oyun mu sandın ?

 

Düello masasında tatildeyim

Fikir Karmaşası denilen çözümlerin peşindeyim =)

Düello masasına  saygılar,sevgiler

Bu mesaj, Z.SARI tarafından, 14.03.2010 01:53:24 itibariyle düzenlenmiştir.
Kaşıntı :)
2010/03/14 2:53
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 6.5 (1 oy)

İster kamber deyin ne derseniz deyin işte düelloda bende varım :)

Madem m1gin Z.SARI' yı yanına aldı, bende cengaver kardeşimin yanındayım :)

Aslında uzaktan izliyordum ben bu düelloyu velâkin baktım kaşınanlar var hemen atladım olaya :)

Nasıl mı ? Şöyle ki; sitedeki değerli bir üyemizin doğum gününü kutlamıştık arkadaşlarla serbest kürsüde ve fakat m1gin kardeşim kutlama yapmak yerine, lafı dolandırmış, sonunda yapmadığı kutlamayı, karşı tarafın ılımlılığına atfederek ılımlı olmayan olarakta beni göstererek;

"Değilse bir başka kişi -misal abheri- olsaydı; o zaman iki düşünür bir kelime yazardım yani!" diyerek örneklendirmiş :)

Söyleyin arkadaşlar ben nasıl sessiz kalayım bu kaşıntıya...

(ne diyorum ben yaa, yok yok siz benim elimi sopaya alıştıracaksınız  )

Bütün Suç abheri'de
2010/03/14 3:17
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7.5 (1 oy)

 Ya ne güzel izliyodum uzaktan,neredende kaşıntı tuttu ey abheri

Demişim bir zamanlar kendime "Site yöneticisinin gıcık olduğuna sende gıcık ol" yani cengaver'in konumu benim için belli ama işin içine sizin girmeniz şartmıydı yani

Hala eski defterleri kapatamamışım,renk renk,hoplayan zıplayan gülen suratlar kabus olurken bana nasıl kalırdım şimdi kenarda 

 

01
Abonelik Bilgisi Abonelik
Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: OSMAN1, Busra93, soooofi, ReDMaN, rasquarelampa,
Son Oturumlar: