Görüntülenme: 56757
Ruhum Sana Aşık (Efendim)
2009/07/15 6:25 - Güncelleme: 2014/06/13 20:26
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 9.5 (1 oy)

Haftalar önce, bir abi, Ali Ulvi Kurucu'nun "Efendim" adlı şiirinin bestesinin farklı bir yorumunu göndermişti bana.

Çalışmayı dinlemiş; haylice beğenmiş ve siteye eklemeye karar vermiştim. Ancak ah şu öteleme hastalığı... 
Neyse... Buna da şükür; hiç eklemeyebilirdim de. 

Bu müzik eşliğinde resimler gösterilen bir video olarak hazırlanmış. Sadece ses versiyonunu biraz aradım; ancak bulamadım. 

www.dunyabizim.com sitesinde, bu çalışma, "İran'dan Kamran söylüyor!" başlığıyla sunulmuş. 

Yeri gelmişken, bu güzel şiirin bulabildiğim başka yorumlarını da sunmaya çabaladım.

Keyifli dinlemeler...

 Bu enfes şiirin sözlerini de eklemek yerinde bir hareket olur sanırım. 
 

Ruhum Sana Aşık (Efendim)

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.

Ecrâm ü felek, levh-u kalem, mest-i nigâhım,
Dîdârına âşık ulu Yezdân'dır Efendim.

Mahşerde nebîler bile senden medet ister,
Rahmet, diyen âlemlere, Rahman'dır Efendim.

Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,
Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.

Tâ arşa çıkar her gece âşıkların âhı,
Medheyleyen ahlâkını Kur'an'dır Efendim.

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalb im,
Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.

Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ
Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.

Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın
Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.

Ali Ulvi Kurucu


Ecrâm ü felek: Gök cisimleri, yıldızlar
Levh-u kalem: Allah tarafından takdir edilip yazılmış olan
Mest-i nigâh: Hayran olarak bakma
Dîdâr: Yüz, çehre
Yezdân: Allah, hayırları yaratan mâbûd
Mahşer: Kıyametten sonra insanların yeniden dirilip toplanacağı yer
Nebiler: Peygamberler
Medet: Yardım
Kıtmîr: Ashâb-ı Kehfin köpeğinin adı
Şâh-ı rüsûl: Peygamberlerin şahı
Buhurdan: Tütsü
Hicrân: Ayrılık
Lahzâ: Kısa zaman, bir bakış
Dilârâ: Gönül alan 
Âşık-ı zâr: Ağlayan aşık
Âteş-i sûzân: Yanan ateş

Bu mesaj, m1gin tarafından, 18.04.2012 02:20:47 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com

 Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi. Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiyeye döndü.

 O zaman 7 yaşında olan oğlu Muhammed Nebi Doğanay bugün ortaokuldayken kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları.. 
Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifade edemez. Allah bize de bu kardeşimiz gibi Resulullah sevgisi nasip etsin. Amin.

Bir Güneşim Bir Babam Birde Terliklerim

Bir seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde... 

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanı başında oldugu için,duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş. 

Babam gelip de daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. 

Belki seni çok tanımazdım ama, sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine'de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine'deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik Efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı 
ile basamazdık.Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı 
yakardı.Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. 

Babama sormuştum bir seferinde 
-babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye. 

Babam da 
- evladım Medine'de iki tane güneş var da ondan, derdi. 

- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim. 

Babam gülerek 
- bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan günes var. O güneş de Medine'de olunca sıcaklık iki kat oluyor. 


Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu. Medine'den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Geri ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı. 

Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine muezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütunların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardik. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam ''incitmeyin sakın, onlar Ebu Hureyrenin kedileri'' derdi, biz de inanırdık.Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü. 

Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud'da yatan 70 şehide selam verirdik. 

Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud'da senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki. 

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni gormesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı. 


Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de ısıtıyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın. Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. 

Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medineyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, ara sıra da olsa evimizi şereflendiriver. Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığim koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım. 

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım,sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. 

Medine'den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanı başımızdaymışsın gibi hissediyorum. 

 Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken ağabeyimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı,gelemezlerdı. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim. Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.


Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana,Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak ..


Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun. Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun.

Bu mesaj, citizen tarafından, 25.03.2010 03:53:40 itibariyle düzenlenmiştir.
Bu mesaj, citizen tarafından, 25.03.2010 04:19:39 itibariyle düzenlenmiştir.
Yanıt: Ruhum Sana Aşık (Efendim)
2010/03/25 10:15
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Allahım bu ne tertemiz bir yürek. Bu temiz yüreğe hayran kalmamak ne mümkün. Okurken gözlerim buğulandı.

Sağolasın citizen. Bu gibi yazılar insanın maneviyatını zenginleştiriyor, noksanlarını hatırlatıyor.

Allah bize de bu kardeşimiz gibi Resulullah sevgisi nasip etsin. Amin.
 

söyleyecek birşeylerim olabilseydi keşke :S

Ben SANA(S.A.V.)''Gel''Diyememişim
2010/11/03 23:23
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Kapalı kapılar ardında kurduğum dünyanın,kilidi kırılmış kapısını açıp da yüreğimin cumbalı odasında gelmeyişini seyre daldım Sevgilim....

Kırılgan sözlerin loş ışığında kalemim yine Senin adını yazdı bahara….Gül rengi mürekkebim kül kurusu yokluğuna damla damla eridi…

Gelinesi bir sabahın olmadı satır aralarında kalmış yakarışa inat…Ayrılığın karası ezelden beri tozdu yokluğunun diyarı bağrımda…

‘’Bir gün gel’’ diye göz kapayışlarımı nafile bakışlarım ağlatır…Gecenin koyusunda korkudan kalma isimsiz mektuplar aralar hep rüyalarımı…

Ne denli bir kuytuluktur hasretinin sokakları..Adımladığım düşlerimin kayıp bir limandır rotası….

Varmışsıncasına zorladığım hayallerimin sütunları ardında bile olmadın hiç…Uğramadın bakışlarımın değdiği yere…

Endamından bir kesit,dilberleri kıskandıran suretinden bir tarif alamadım ömür denilen sensizlik işkencesinde…

Yusuf Kenan ilinde,ben sensizliğin sahilinde kayboldum…Satırlarımı yokluğuna ağıt, bakışlarımı umuda feryat saydım…..

Halim âyandır bağrına ümmet mührünü basmış yiğidime…Atının eğeri başındadır gelme niyeti gül gülüşlümün….Bilirim….

Fakat dönüp giden bir ayak izi varsa kapımın tokmağına dokunan elin….Belli ki,kapı ardından seslenen titrek sesim ‘’Ben geldin’’sözünün bahtiyarı olamamıştır.

Bu ne hal sorusuna muhatap kulaklarım tıkanmıştır ki gül güzelinin ayak sesine…Daha kapıdan atmadığı adımlarını uzak diyara salmıştır belli ki…

Yoksa gel deyip yanmasını bilene şefkat esintilerinden bir buket sunan sevgili,gönül sahilinin köşesine oturmasını da bilir ey bedbaht kalem sahibi…

Belli ki,sen ‘’Gel’’demesini bilemedin ya da ‘’Gel’’değişinin hakkını veremedin…..

 

EDRA nam-ı diğer SUKEYNA

Abonelik Bilgisi Abonelik
Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: tdurmus, orkaoyku, SEMS, denizyuce, arnoerkan,
Son Oturumlar: