Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
Beğen
Paylaş
Sayfa: Site:
Görüntülenme: 15419

Dışarı çıktığında yağmur yağmaya başlamıştı. Geri dönüp şemsiye almayı düşündü. Vazgeçti…Sokak sakin görünüyordu. Biraz ileride, çöpten bulduklarını birbirlerine kaptırmamak için koşuşan kedilerin kavgaları haricinde bir hareketlilik yok gibiydi. Başını kaldırıp, yer yer sıvaları dökülen yorgun apartmanlara baktı. Işık sızan birkaç pencere dışında hepsi karanlığa gömülmüştü. Uykunun huzur dolu derinliğine çoktan dalmış olmalıydılar. Hayatın sıradanlığına uyum sağlayabilen, herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi başarabilen kişilerdi onlar. Hiçbiri kendisi kadar yalnız değildi.Yalnızlık uyutmazdı çünkü. İmrendi onlara.Onun için uyumak, uyanıkken beynini istila eden korkunç düşüncelerin vücuda bürünmüş halini görmekti..

İşte bu gece de yine aynı sancıyla uyanmıştı. Hastaydı.İliklerine kadar hem de.Defalarca gittiği doktorların her muayene sonrasında müstehzi bir gülümseyişle söyledikleri “Gayet sağlıklısınız” ifadesine inanmıyordu artık. Çaresi onlarda değildi, buna emindi. Peki ama nerdeydi çaresi? Sinsiydi hastalığı..Kimi zaman tamamen iyileştiğini düşündürecek kadar terkediyordu onu. Sonra bir anda sarıyordu benliğini. İşte o zaman dayanılmaz sancılar içinde kıvranıyordu. Bedeni değildi ağrıyan. Ruhu muydu? Bilmiyordu…Adeta bedeninin hiç bilmediği gizli bir bölümünden sızıyordu bu sancı. Sanki oraya ulaşabilse, mütemadiyen acıyan yarasını iyileştirebilecekti. Ama oraya bir türlü ulaşamıyordu…

Önüne çıkan küçük bir su birikintisinin ayaklarına çarpan sesiyle irkildi. Daldığı düşüncelerden yağmuru unutmuştu nerdeyse. Başını gökyüzüne kaldırdı. İncecik yağmur taneleri okşadı yüzünü. Damlalar kirpiklerinden ve saçlarından süzülüyordu. “Melekler”… diye düşündü.Gülümsedi. Yağmuru seviyordu.Yağmurun ritmine uyarak o da yavaşlattı adımlarını.Sokağın sonuna ulaşmıştı. Biraz ilerde sık ağaçlarla çevrili “Güvercin Dede Parkı” görünüyordu. Oraya doğru yöneldi. Yüksek çam ağaçlarının karanlık gölgeleriyle çevrelenen bir bank bulup, oturdu. Gece sessizliğe bürünmüştü. Etrafta kimsecikler görünmüyordu. Geriye yaslandı. Gözlerini kapadı. Yağmurun huzur veren mırıltısını dinledi bir süre..

Ne zaman ki bunalsa kendini buraya atardı. Neden bilmiyordu ama buranın insanı teskin eden bir havası vardı. Buraya ismini veren garip adamın hikayesini hatırladı yeniden.. Yıllardır anlatılır dururdu. Rivayete göre; yıllar önce bu parkın bulunduğu alanda yaşlı bir adamın evi varmış. Yüksek ağaçlarla çevrili bahçesinde güvercinleriyle bir başına yaşarmış. Sayısız güvercinleri varmış bu ihtiyarın. Beyaz, siyah, alacalı, tüyleri yakamozlu bir sürü güvercin..Tüm gününü onlarla geçirirmiş. Ne zaman ki yürüyecek olsa başının üzerinde bir yağmur bulutu gibi eşlik edermiş güvercinleri. Adını, nereli olduğunu, nerden gelip, nereye gittiğini kimsecikler bilmezmiş..Kimseyle konuşmazmış çünkü..Çocuklar hariç..Mahallenin çocukları bu sevimli ihtiyarı ve güvercinlerini kısa sürede benimseyip, dost edinmişler. Hergün ihtiyar adamın evinde toplanıp, saatlerce güvercinlerle zaman geçirirlermiş.Adını bilmedikleri bu gizemli dostlarına bir isim bulmakta gecikmemişler: “Güvercin Dede”!Ve bir sabah.. Gitmiş Güvercin Dede…Güvercinlerini de alarak kayıplara karışmış.. Çocuklar ağlayarak evlerine koşmuşlar: “Anne güvercinlerimiz gitti.. Güvercin Dede gitti!” Her çocuk evine başka bir mahzunlukla dönmüş: “Güvercin Dede gelmeyecek artık. Uçtu o”..O günden sonra Güvercin Dede’yi de güvercinlerini de gören olmamış. Hiç kimse nereye gittiklerini bilmemiş…

Ah..Ben de kaybolabilseydim keşke’.. diye fısıldadı kendi kendine.Parkın ilerisindeki küçük caminin ışıkları yanıyordu. Sabah yakın olmalı diye düşündü.Ne zaman ki bir camiye girse garip bir utanç duygusuyla ürperirdi. Bu nedenle yerini en arka saflardan seçer, namazını bitirir bitirmez bir silüet gibi uzaklaşırdı ordan. Kimi vakitlerde ise tenha olurdu cami. İşte o zaman vaktinin büyük bir bölümünü orada geçirir, uzun uzun dua ederdi.Ellerini açtığında, dünyaya dair tek bir cümle dökülmüyordu dudaklarından. İstediği hiçbir şey kalmamıştı hayatta. Dili varmasa da gönlü ölümü arzuluyordu. Yorulmuştu. Dua etmek onun için Yaradan’ıyla dertleşmekti. Söyledikleri dilekten öte bir arzuhaldi belkide. Bazense bir tek kelimeyle inliyordu yüreği. “Allah’ım”… diyordu, göğsü parçalanırcasına..Dudaklarında bıraktığı lezzeti tadarak, defalarca yineliyordu bu sözü: Allahım, Allahım, Allahım..Başka bir söz çıkmıyordu ağzından.Dizleri üzerinde iki büklüm, gözyaşları avuçlarına damlarken, kendinden geçmiş bir halde fısıldıyordu: “Allah’ım beni bırakma”.

Birden çok yakınından gelen hafif bir sesle irkildi. Bir hışırtı, bir çeşit kanat sesi duyduğunu sandı. Emin olmak için sesin geldiği yere yöneldi.Gördükleri karşısında donup kalmıştı. Yerde, dallarda onlarca güvercin geziniyordu.Beyaz, siyah, alacalı, tüyleri yakamozlu onlarca güvercin.. Ve ortalarında büyük, beyaz bir cisim havalanıyordu. Bir adamdı bu. Avuçlarından ışıl ışıl minik tanecikler saçıyor, saçılan bu ışıkları güvercinler küçük, kırmızı gagalarıyla yakalıyordu.  Hayretten kocaman açılmış gözleriyle: "Güvercin Dede!" diye bağırdı.Sendeleyerek ona doğru bir adım attı. Yaşlı adam yavaşça alçalıp, çimlerin üzerine bağdaş kurdu."Ama sen.. Sen uçabiliyorsun!" Gülümsedi ihtiyar adam: "Hepimizin kanatları vardır İlyas. Ama kimimiz onları doğru çırpmayı bilmeyiz sadece.."

"A- adımı, adımı nerden biliyorsun?!" İhtiyar adam bu sözleri duymamış gibiydi. Eteğine konan bir güvercinin boynunu okşadı usulca.. "Bana da öğretin uçmayı".. Vakur bir edayla oturduğu yerden doğruldu ihtiyar.Yaklaştı. Yüzünden bir ışık huzmesi sızıyordu gözlerine.. Ruhunun en gizli dehlizlerini görüyor gibiydi. Ürperdi. Gözlerini ayırmadan sordu ihtiyar : "Sırtında bunca yük varken, kanatların seni taşır mı sanıyorsun?"

Yağmur şiddetini artırmıştı. Ayakları çamura gömülüyordu. Yine o bildik duygu sarmıştı işte benliğini.Yakıcı bir çaresizlik dolaşıyordu damarlarında.Dizleri üzerine bıraktı kendini.Güvercin Dede havalanmıştı. Arkasından da güvercinleri. Başının üzerinde onlarca  göz vardı şimdi.Çaresizliğine bakıyorlardı. Onlarca göz, yüzlerce. Tüm dünya bakıyordu ona..Kaldıramıyordu başını. Eteğini savurarak uzaklaşıyordu ihtiyar.Ellerini, ihtiyarı tutmak istercesine uzatarak haykırdı: "Gitme! Beni de götür burdan.Çok yalnızım gitme!...Ben.. "Hıçkırıklar arasında boğuluyordu.. Daha fazla konuşamadı. Ötelerden seslendi ihtiyar : "Soyun bedenine yük veren bütün giysilerinden.. Teninle değil, canınla uçabilirsin Dost’una. Yalnız değilsin İlyas Dost’unu bul. O’nu bul.."

 Hıçkırarak uyandı.. Elleriyle bedenini yokladı. Giysileri sırılsıklam olmuştu. Camiden sabah ezanının içli sesi yükseliyordu.. Gözlerini kuruladı. Doğruldu.

“Dost’um” diye fısıldadı. “Dost’umu bulmalıyım, O’nu bulmalıyım. Güvercinler uyanmadan”…

nefha

Bu mesaj, nefha tarafından, 27.09.2012 00:19:05 itibariyle düzenlenmiştir.
Sızıntı
2012/09/27 1:06
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 6,7 (2 oy)

Son zamanlarda siteye ne hoş öyküler gönderiliyor öyle... Bir öykü yarışması mı düzenlesek ne? :P

Öykü bana, birkaç sene evvel Dr. Asuman Akgün tarafından kaleme alınan ve çok beğendiğim "Yaşamınız Hangi Renk?" adlı yazıyı/öyküyü anımsattı. 
Öykülerin temaları örtüşüyor ve yazarların üslupları da birbirine benziyor sanki. 

"Güvercinler Uyanmadan" adlı öykünün içine sızarak Güvercin Dede'ye ulaşmayı başarabilseydim;  benim balkonu mesken edinen güvercinleri de kendi ordusuna katmasını isteyebilirdim kendisinden... Alan memnun, veren memnun olurdu hem. :P

Güvercinlerin kendileri cici, simgeledikleri anlam hoş olsa da; sesleri karizmalarını bozuyor... Uykulu olduğumda da beni çileden çıkarıyor.  :)
Aman! Bu güzel öykünün altına yazılacak şey mi şimdi bunlar? Atmosferi bozmada üstüme tanımam, der gibi. :P

Atmosfer bozulup yağmur alabildiğince yağarken, öyküdeki İlyas'ın yerine geçtim... Yağmur benim yüzüme gözüme çarpıyordu artık... Yağmuru özlemiş miyim ne? :P
"Hey! Güvercin Dede! Gitme dur biraz!  Dede! Bizim balkon..."
Duymadan gitti! Bana mısın bile demedi ya! :P
Sakın ola balkondaki güvercinleri o musallat ediyor olmasın! Bir mesaj iletmek için...
Tabi ya! Bunun neden daha önce düşünemedimdi? :P
Bir an evvel şu kuş dilini, bilhassa güvercin dilini öğrenmeliyim. Dede yok; ama onun öğretilerini bilen güvercinleri balkonumda hâlâ. Bu fırsat kaçmaz. :P

* * *

Hoş geldiniz nefha... Güzel öykünüzden ötürü sizi tebrik ediyor ve başarılarınızın devamını diliyoruz. 
Bu öyküye sitede güzel bir yer bulmak lazım şimdi. Öyle ortalıkta durmasın... Düşüneyim bakalım. :)

İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Güvercinleri uyandırmadan...
2012/09/27 8:12
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 6,4 (3 oy)

Merhaba

Öcelikle "Hoşgeldiniz nefta" diyeyim.

Öykü gerçekten çok güzel.

Zaman zaman hepimiz uçmayı istiyoruz ya Dedenin :

 "Sırtında bunca yük varken, kanatların seni taşır mı sanıyorsun?" cevabı çok manidar olmuş.. Bizde aldık kabul ettik. ve sonrasında yapılması gereken de çok basit ama kolay değil..

"Soyun bedenine yük veren bütün giysilerinden.. Teninle değil, canınla uçabilirsin Dost’una. Yalnız değilsin İlyas Dost’unu bul. O’nu bul.."

 Tebrikler sevgili nefta .. Bu lezzette başka öykülerinizi de beklediğimizi belirteyim.

Bu arada atmosferi hemen güvercinlerin gerçek alemine getiren birgin'e de selam olsun ...Biraz olsun  güvercinlerle bizi ruhani alemde bırakaydınız ya eyy..:))

Bu mesaj, asmer tarafından, 27.09.2012 08:15:03 itibariyle düzenlenmiştir.
Perde Arkası..
2012/09/27 12:59
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Çok teşekkür ederim m1gin ve değerli asmer, hoşbulduk. İçten, güzel yorumlarınızı okumak beni mutlu etti, sağolun..

Öyküme uygun bir yer bulduğunuz için, size de ayrıca teşekkür ederim m1gin. Yağmurlu bir gecede 'Güvercin Dede' size de uğrar belki kimbilir...

Bu vesileyle "Yaşamımız Hangi Renk?" yazısını da okumuş oldum. Gerçekten güzel, nitelikli bir öyküymüş..Yazarın emeğine/yüreğine sağlık..

Bu arada öykümde bir parça kopukluk sezilebilir. Olaylar arasındaki keskin/hızlı geçişleri birkaç cümleyle yumuşatmaya çalışmıştım aslında.. Ancak bu durum karakter sınırını aştığından, öyküde minik kesintiler yapmak durumunda kaldım.

Ve yine küçük bir ayrıntıyı paylaşmak isterim; yaklaşık 1,5 aydır bu öykü üzerinde düşünmekteydim. Bir türlü tamamlayamıyordum...

Dün gece elimde kalemim, kulağımda ezgiler.. Düşünüyordum yine..

Birden bir parça çalmaya başladı kulaklığımda.. O anda sanki İlyas'ı gördüm karşımda.. Parçanın sözleri, melodisi öykümü tamamlayacak cümleleri fısıldıyordu adeta..

İlyas, Ömer Karaoğlu olmuştu da, içli içli "Arzuhal" ediyordu sanki;

"Yüküm ağır, yolum uzun

Mechullerde kaybolurum

Beni bırakırsan bana

Tufanlarda boğulurum

Tut ellerimden tut Yâ Rab döndür yüzümü sana..

Eyûb sabrım yok benim

Yusuf değilim kuyuda

Yine de umudum var

Rahim olan adında"...

 

 

 

 

Bu mesaj, nefha tarafından, 27.09.2012 13:36:18 itibariyle düzenlenmiştir.
Üretim ve Tüketim Süreci
2012/09/27 23:21
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Aha! Bütün kabaklar benim başıma patlamasa olmazdı zaten. :P
Ey karakter sınırı! Çekeceğin var elimden... Senin yüzünden bir kabak daha... :P

N'olur siz bizim karakter sınırının kusuruna bakmayınız ey nefha; mesajlar ilk gönderildiğinde karakter sınırı bulunmakta, ancak düzenlendiğinde bu sınır aşılabilmektedir. Mesajı düzenleyip öykünün tamamını ekleyiniz lütfen. Düzenleme hakkınız yoksa, yeni bir mesaj olarak gönderirseniz, mesajınızı ben düzenleyebilirim.

Umudum o ki; öykünün tam şeklinde Güvercin Dede, kayıplara karışmadan evvel biraz daha uzun süre oyalanıyor olsun. :)
Hani şayet yeniden öykünün içerisine sızabilirsem; kendisinin gönderdiği balkonumdaki güvercinlerin, kuş dili kurallarına riayet etmediklerini ve bu yüzden benim onları anlamadığımı, mümkünse gizli mesajı doğrudan kendi dilinden duymak istediğimi söyleyebileyim. :P

Vay be! Bir buçuk ay ha! Halbuki biz, birkaç dakikada okuduyduk. :P
Kaleminize kuvvet...

Ey asmer, benim güvercinler sizin balkonda olsaydı sizi de görürdük... :)
Sahi ya; Güvercin Dede'yi ikna edebilirsem, güvercinleri size musallat etmesini de söyleyebilirim belki. :P

Bu arada Ömer Karaoğlu'nun sözü geçen çalışmasını bulabilirsem hem ben dinleyeyim, hem de buraya ekleyeyim...
Aa! Ömer Karaoğlu'nun "Oyunbozan (2012)" adlı yeni bir albümü çıkmış. Merak ettim.

Bu mesaj, m1gin tarafından, 27.09.2012 23:32:15 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Fırsat
2012/09/28 8:53
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Bu kadar derinlikli ve bir o kadar başka alemlere götüren bu güzel öyküyü neden kendi balkonunuzdaki güvercinlerle bir tutarak havayı bozuyorsunuz ey m1gin :)

Güvercinlerin balkonunuzu mesken tutmalarının sebebi size iyilik yapma fırsatı sunmak olmasın? Bir de bu yönden baksanıza olaya, onlara bir kap su, bulgur veya ekmek kırıntısı koyarak bu fırsatı en iyi değerlendirmek varken siz kalkmış şikayet ediyorsunuz, yazık! :)

Artık öyküye döneyim; aslında çok söze gerek yok, kilit kısımlarını sevgili asmer belirtmiş zaten, ama şu kadarını söyleyebilirim ki tadı dimağımda kaldı hikayenin. Oldukça sürükleyici ve etkileyici bir öykü.

Tebrik ederim sevgili nefha, bunun gibi başka yazılarınız da varsa okumayı çok isterim. 

Kanatlarımıza, doğru çırpmayı öğretebilmek temennisi ile.. :)

 

Güvercin Kalpliler
2012/09/28 16:44
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7,4 (3 oy)

Güvercin kalplilere selam olsun,

Öyküyü okumaya başlayınca içimde bir kıpırtı oluşmaya başladı.Zannettim ki öyküdeki siyah,alacalı, tüyleri yakamozlu güvercinlerden biri içime düştü. Şöyle bir kontrol ettim. Sadece hissi bir kıpırdanış imiş.

Uçmak, kaybolmak, yalnızlık, yakarış, dua, gece, yağmur ve serinliği, çam ağaçlarının gölgesi....aslında insanların ne de çok ortak özlemleri,halleri, hayalleri var. Bir kısacık öyküde milyarların ortak yanlarını görmek güzel, göstermek de...

Hoşgeldiniz sevgili nefha,

Hem kullandığınız isim hem de öykücüğünüz beğenilmeyecek gibi değil. Söyeyin bakalım! o kadar ortak noktayı tek bir hikayede nasıl topladınız. Yoksa siz biz misiniz?

Sevgili mbirgin,

hayvanlar insanlar kadar anlaşılmaz değildir.Size vermeye çalıştıkları mesajı işte sevgili abheri dillendirmiş 'bir kap su, bulgur veya ekmek kırıntısı'. Kendinizi bu kadar yormayınız.

Şu karakter sınırı meselesi, bir sitede tevafuk etttiğin güzel bir hikayeyi paylaşmama engel olmuştu. Sayı 6000 lere ulaşınca epey bir kırpmam gerekti. Kırpa kırpa sonunda hikaye kalmamıştı. Neyse çözümü öğrenmiş olduk.

Ve Ömer Karaoğlu,

özlediğim seslerden biri.Hem insan hem de sanatçı tarafıyla ayrıcalıklı biri olarak görüyorum. 'Arzuhal' i dinlemek; sevgili nefha için hikayenin tamamlanmasına vesile olmuş.Ancak bendenizde farklı bir etki yaptı. Dinlediğim esnada yazı yazıyordum. Önce kalemim yavaşladı sonra da durdu.Sanırım o sarhoş oldu.

Bu arada bir kaç gün önce bir güvercin sürüsünün  tellere teması sebebiyle elektriklerimiz kesilmişti. Bir yavru güvercinin yaralı olarak komşumuzun balkonuna düştüğünü haber almıştık.  Acaba güvercin dede yaralı yavruyu almaya gelir mi ?

 

Semaya Kanat Çırpmak..
2012/09/29 12:07
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 7,5 (1 oy)

Teşekkürler sevgili abheri. Zarif, içten yorumlarınızı okumak güzeldi, çok teşekkür ederim ilginize..

Vermek istediklerimi aktarabilmişim ya, ne mutlu bana!

Ve hoşbulduk sevgili umman, ne hoş değerlendirmeler yapmışsınız öyle.. Cümlelerinizden ruhunuzun ılıklığını sezdim; ne üşüdüm, ne bunaldım tebessüm ettim okurken.. "Ben, sizim" evet, siz de ben.. Zaten biz aynı toprağın binlerce çeşit meyvesinden her biri değil miyiz?

Renklerimiz, güzelliklerimiz başka olsa da, ruhumuzun çatlaklarına deva olacak tek bir 'Su'ya hasretiz.. Bir damladan aynı lezzeti alıyor oluşumuzun nedeni de bu olsa gerek..

Balkondaki yaralı küçük güvercin Güvercin Dede'sine seslenir de O uçarak gelmez mi hiç?..

Bir güçlü kanat tutunur da yaralı bir kanada, semaya içten bir dua yükselir.. Sonra "amin" olur, dökülür dudaklarımızdan..

Selam ve dua ile..

Abonelik Bilgisi Abonelik
Özellikli Bağlantılar
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: zerarslan, Nazlican, alef, tubacen32, kahraman1520,
Son Oturumlar: