Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
Beğen
Paylaş
Sayfa: Site:
Görüntülenme: 14039

Varlıkların yaratılması evrimle açıklanabilir mi?

Hayalen geçmiş zamana doğru uzanalım. Git gide tâ dünyanın lâv hâlinden yeni yeni uzaklaşmaya başladığı, soğumaya yüz tuttuğu devreye varalım. İçi kızgın ateş, dışı ise yavaş yavaş sakinleşmekte olan bu arz küresinin başında durup, bugün şahit olduğumuz eşyanın isimlerini birer birer sayalım. Sözlükteki bütün isimleri burada sıralayacak değiliz. Sadece konuya ışık tutmaya yetecek birkaç kelimeyi hatırlayalım:
El, ayak, kanat, göz, ince bağırsak, pankreas, pençe, gaga, tırnak, dal, kök, yaprak, çam, söğüt, elma...

Bu kelimelerle evrim safsatasına bir bıçak atalım, sonra bunlara yeni kelimeler ekleyelim. Bu gün dünyamızda hayat süren bitki ve hayvan türlerini sayalım birer birer. Her birinin organlarını tek tek hatırlayalım. Ve soralım kendimize: bütün bunlar sonsuz bir ilim ve hikmetten haber vermiyorlar mı? Bunların bir ateşin soğumasıyla kendi kendine, zamanla evrim geçirerek meydana geldiklerine nasıl inanılabilir?..

Yine mâziye dönüyoruz. Dünya dayanmış döşenmiş. Boş bir saray gibi, misâfirlerini bekliyor. O an kâinatta olmayıp, bugün iç âlemlerimizi kuşatmış olan manevî hâdiseleri bir bir hayalimizden geçirelim: Sevgi, korku, merak, endişe, kin, merhamet, zulüm, kurnazlık, saflık, hırs, umursamazlık, şefkât...

Bütün bunlar, yeryüzündeki canlılara nereden ve nasıl ithal edildiler? Sonsuz denecek kadar çok olan bu farklı karakterler, hangi evrimle vücut buldular?

Yaratılış ister âni olsun, ister milyarlarca sene sürsün. İnsan, ister doğrudan yaratılsın ister dolayısıyla. Şu soruların cevabı nasıl verilecek: Görmeyen kâinattan gören insanları kim çıkarttı? Bilmeyen şu âlemden, bilen meyveleri (insanları) kim süzdü? Hissetmeyen, sevmeyen, korkmayan şu saraya, bu hissiyatla donatılmış misafirleri kim getirdi? Görmemek nasıl evrim geçirdi de görmek oldu? İşitmemek işitmeye, anlamamak anlamaya nasıl inkılâp etti? Can nedir bilmeyen bu kâinat ağacı, canlı meyveleri nereden elde etti?.. Akıllara durgunluk veren bu olayları cahil unsurların uzun süre beklemesiyle izah etmek mümkün mü?

Şimdi bir perde daha gerilere gidelim. Kâinatın şu hazır hâle getirilmek üzere ilk hareket noktasına hayalen uzanalım. O noktadan evvel hiçbir mahlûk mevcut değil. Şu sayacağım kelimeleri hayalimizden sıra sıra geçirelim: Su, taş, hava, yıldız, ay, gezegen, güneş, demir, azot, krom, nikel, dağ, ova, sema, samanyolu, cazibe, radyoaktif dalgalar, elektrik... Ve daha niceleri.

Bu eşyanın yoktan yaratılışı, sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse nasıl izah edilecektir? Dünkü boş arsada bugün bir köşk görüyorsak hemen soruyoruz: “Bu köşkü kim yaptırdı?’ sorusu değil aklımızdan, hayalimizden dahi geçmiyor ki; arsa evrim geçirdi de köşk oldu diyelim. O halde, yokluk üzerine halk ve inşa edilen bu kâinat için, bu safsata nasıl ileri sürülebiliyor. Yokluk, evrim geçirdi de varlık mı oldu?

Bütün bunlar bir yana, şu sorunun cevabını arayalım: Dünya ile güneş başlangıçta aynı mahiyette iken, dünya okyanuslarla, ormanlarla, hayvanlarla, insanlarla doldu da beriki neyi bekliyor. Niçin evrim geçirmiyor? Çok iyi biliyoruz ki o da tekâmül etse ortada ne güneş kalır, ne dünya. O halde, soruyu şöyle değiştirelim: Güneşin tekâmülüne kim müsaade etmiyor?

Bazıları, Darwin’in yaratıcıya inanan bir evrimci olduğunu iddia ederler. Ben aksini savunacak değilim. Yalnız, şu var ki, bir evrimci yaratıcıya inanıyorsa, savunduğu teori ile bu inanç birlikte düşünüldüğünde, ortaya şöyle garip bir tablo çıkar: “Bu kâinat, bir yaratıcı tarafından güneşi, ayı, yıldızlarıyla; havası, toprağı, yer altı kaynaklarıyla, tam tamına canlıların yaşayabilecekleri şekilde yaratılmış. Sonra, artık o yaratıcı işe karışmamış... Evrimle, isteyen deve olmuş, isteyen tilki, isteyen maymun olmuş, isteyen insan, isteyen elma vermiş, isteyen zeytin.

Evrimi, Darvin’den de önce savunan Lamark şöyle diyor: “Zürafanın atası, geyiğe benzeyen ve boynu uzun olmayan bir tip idi. Ortamda yeterince ot bulamayınca ağaç yapraklarını yemeye mecbur kaldı. Alt yapraklar bittikçe daha yükseklere erişebilmek için çabaladı. Böylece boynu uzadı, nesilden nesile geçtikçe daha fazla arttı ve bugünkü zürafa ortaya çıktı.”

Bu iddiayı ciddiye alanlara soralım: Zürafa boynunu uzattı ki, ağacın yukarı kısmındaki yapraklarını yesin, deniliyor. İyi ama, meyve ağaçları niye meyve verecek şekilde evrim geçirdiler. Meyveleri kendileri mi yiyeceklerdi, yoksa yavruları mı? İnsanın hizmetine verilen at, bu çevikliğini otları yakalamak için mi kazanmış dersiniz? Öküz, yükümüzü taşımak için mi güçlü oldu? Tavuk, elimizden kaçmamak için mi uçamayacak şekilde evrim geçirdi?

Âlemdeki varlıklar için, “mektubat-ı rabbaniye” tâbiri kullanılmakta... Yâni, her varlık bir ilâhî terbiyeden geçmiş, çok mânâlar yüklenmiş, ayrı bir şahsiyet kazanmış ve bir rabbanî mektup olmuş. Bu mektupların mürekkebi: Atomlar. Bir materyaliste göre, mektupları mürekkepler yazmışlardır. Tabiatçıya göre mürekkebin mektup olması tabiîdir. Ve bir evrimciye göre; “Mektuplar mürekkeplerin çok uzun süre beklemesiyle yazılmışlardır!”

Kâinat kitabının mürekkebi atomlardır, dedik. Bu atomlar ilâhî kudret ile var edilmişler ve yüz kadar elementten sonsuz denecek kadar çok yıldız, güneş, gezegen yaratılmış. Bunların tamamına birden kâinat diyoruz ve onun kendi kendine var olmayacağını, yahut bir başka kâinatın evrim geçirmesiyle meydana gelemeyeceğini çok iyi biliyoruz.

Güneş sistemimize bakalım: O da ayrı bir sistemin evrimleşmesiyle ortaya çıkmış değil.

Bugün her türün ayrı bir genetik yapıya sahip olduğu ispat edilmiş durumda. Canlılardaki, terbiye fiili, bu genetik yapı ve bu ilâhî program üzerine cereyan ediyor. O sonsuz ilim ve kudret sahibi, milyarlarca çekirdeği, yumurtayı, nutfeyi harika bir terbiyeden geçiriyor. Âdetâ noktalardan kitapları, damlalardan ummanları çıkarıyor...

Evrim felsefesini dâvâ edinenler bu sonsuz rahmeti ve bu ilâhî terbiyeyi hiç nazara almazlar ve insanlara şöyle seslenirler: “Ne bu âlem düşünülmeye değer, ne de kendi varlığınız! Siz bunları bir tarafa bırakınız! Sadece ve sadece ilk insanın hangi hayvandan evrimleştiğine kafa yorunuz!..”

   "Bu yazı Prof. dr. Alaaddin Başar hocamızın yazılarından alıntıdır"

Bazıları, Darwin’in yaratıcıya inanan bir evrimci olduğunu iddia ederler. Ben aksini savunacak değilim. Yalnız, şu var ki, bir evrimci yaratıcıya inanıyorsa, savunduğu teori ile bu inanç birlikte düşünüldüğünde, ortaya şöyle garip bir tablo çıkar: “Bu kâinat, bir yaratıcı tarafından güneşi, ayı, yıldızlarıyla; havası, toprağı, yer altı kaynaklarıyla, tam tamına canlıların yaşayabilecekleri şekilde yaratılmış. Sonra, artık o yaratıcı işe karışmamış... Evrimle, isteyen deve olmuş, isteyen tilki, isteyen maymun olmuş, isteyen insan, isteyen elma vermiş, isteyen zeytin. (bu kafaya bakarsak yılanda isteyerek yılan olmuş :S nie sürünmek istesin ki hayvancağız  yada sen neden yılan olmamışsın da adam(!) olmuşsun diye sorasım geldi  MÜTHİŞ SAÇMALAMA KAPASİTESİ OLDUĞA İNANDIĞIM DARWİNcik e)

Evrimi, Darvin’den de önce savunan Lamark şöyle diyor: “Zürafanın atası, geyiğe benzeyen ve boynu uzun olmayan bir tip idi. Ortamda yeterince ot bulamayınca ağaç yapraklarını yemeye mecbur kaldı. Alt yapraklar bittikçe daha yükseklere erişebilmek için çabaladı. Böylece boynu uzadı, nesilden nesile geçtikçe daha fazla arttı ve bugünkü zürafa ortaya çıktı.”

Bu iddiayı ciddiye alanlara soralım: Zürafa boynunu uzattı ki, ağacın yukarı kısmındaki yapraklarını yesin, deniliyor. İyi ama, meyve ağaçları niye meyve verecek şekilde evrim geçirdiler. Meyveleri kendileri mi yiyeceklerdi, yoksa yavruları mı? İnsanın hizmetine verilen at, bu çevikliğini otları yakalamak için mi kazanmış dersiniz? Öküz, yükümüzü taşımak için mi güçlü oldu? Tavuk, elimizden kaçmamak için mi uçamayacak şekilde evrim geçirdi?  (SANIYORUM BİZİM KÜMESTEKİ TAVUKLARDA AYYYNEN BÖYLE DÜŞÜNDÜKLERİ(!) İÇİN YUMURTLUYORLAR VE DAHASI KAÇMIYORLAR )
 

tabiki de evrim teorisiyle varlıkların yaratılmasını açıklayamayız eger öyle olsaydı evrenin oluşmasını da big bang teorisiyle açıklardık...ikisi de inanmayanların sacmalıklarından başka bir esey degil.bu arada bir soru kuantum fizigi hakkında bilgisi olanlar yanıtlasın sadece merak ediyorum şahsi br soru kuantum=hayat mı?olası şeyleri anlatmasından dolayı,dalga fonksiyonunu cökertmesinden dolayı hayat diyebilir miyiz?

Tenkit
2009/03/31 21:56
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)
ebru demiş ki;

 tabiki de evrim teorisiyle varlıkların yaratılmasını açıklayamayız eger öyle olsaydı evrenin oluşmasını da big bang teorisiyle açıklardık...ikisi de inanmayanların sacmalıklarından başka bir esey degil.

Evrim teorisi, çökmüş ve aslında asılsız bir teori. Harun Yahya çalışmalarında bunlar belgelerle açıklanmış.

Ancak, "Big Bang Teorisi" evrenin yaratılışını açıklayan en iyi teori, şimdiye dek ortaya atılanlar arasındaki.
Ve bu teori, Kur'an ile çelişmiyor. Bu durumda, "inanmayanların saçmalıkları" nitelemenizi yanlış buluyorum.

Bu mesaj, m1gin tarafından, 31.03.2009 23:14:41 itibariyle düzenlenmiştir.
İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com

mustafa abi cok kısa big bang teorisinin kuranla çelişmeyen kısımlarını yazabilir misin?gercekten merak ediyorum ve evrenin oluşmasını bu teoriyle acıklandıgını düşünmüyorum en azından bazı oluşumlar dogru kesınlıkle katılıyorum ama celişen kısımlarıda var diye biliyorum tabıkı benım bilgim degil gercek önemli kısa bi bilgi lütfen bilir kişisinden...

Big Bang Teorisi ve İslam
2009/03/31 23:19
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Dinlediğim çok sayıda doküman vardı. Ancak şimdilik, internet üzerinden konuyla ilgili bazı yazılar önereyim.

Şu adreslere bakabilirsiniz:

 Yukarıda verilen bağlantılardan birkaç alıntı aktarayım:

İslamiyet ise kutsal kitabı Kuran’ı kerim açısından istisnai bir yere sahiptir. Kur’an hem evrenin yaratıldığını birçok ayette ortaya koymuştur, hem de Big Bang teorisini tarif edici ayetlere sahiptir.

İnkar edenler Evren ( gökler ) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?Yine de onlar inanmayacaklar mı? (21 ENBİYA SURESİ AYET 30)

Şu ayette ise evrenin sürekli genişlemekte olduğu açıklanmaktadır:

Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz. (51 ZARİYAT SURESİ AYET 47)


Big Bang, maddenin sonsuzdan beri varolduğunu ve maddenin tüm canlı-cansız varlıkları tesadüfen oluşturduğunu iddia eden inkârcılığa inen bir darbedir.


Kozmogoni ve kozmoloji hakkında bilgi sahibi olmak, bütün içindekilerle beraber Evren’in kaderi hakkında düşünmemize yardımcı olmaktadır. Büyük Patlama Teorisinin bizi götürdüğü sonuçlar bu açıdan çok önemlidir. Bu teorinin özellikle dört tane sonucu vardır ki, bunlar felsefe açısından görmezlikten gelinemez.

  1. Evren yoktan yaratılmıştır, madde ezeli değildir ve bir başlangıcı vardır.
  2. Evren’in yaratılışı belli aşamaların gerçekleşmesiyle, aşamalı gelişmeci bir süreç takip edilerek gerçekleşmiştir.
  3. Evren amaçsal olarak yaratılmış ve tasarımlanmıştır.
  4. Evren’in bir başlangıcı olduğu gibi sonu da vardır. Günü gelince Evren, kıyamet sürecini yaşayacaktır.

Bu dört maddenin, en dramatik sonucu materyalist felsefe açısından olmuştur. Maddeyi, ezeli ve ebesi asli unsur olarak kabul eden materyalist felsefenin, bu sonuçlarla, en temel dayanakları yıkılmıştır.

Büyük Patlama Teorisi’nin din felsefesi açısından büyük önemi olduğunu ve bu teorinin teizmin en temel tezlerini doğruladığını söyleyen William Lane Craig, bu teorinin bizi ulaştırdığı sonuçların bir kısmını maddeler halinde şöyle özetlemektedir:

  1. Var olan her şeyin bir varlık sebebi vardır; bu kendi doğasından gelen bir zorunluluk da olabilir, kendi dışından gelen bir sebep de olabilir.
  2. Başlangıcı olan bir varlık kendi doğasından dolayı zorunlu olamaz.
  3. Eğer Evren’in varlık sebebi dışından geliyorsa, o zaman Evren’in Kişisel Yaratıcısı var demektir. Everen O’nsuz olamadığına göre; O zamansız, uzaydışı, başlangıçsız, değişmeyen, zorunlu, sebepsiz ve çok güçlüdür.
  4. Evren’in başlangıcı vardır.
  5. İkinci ve dördüncü maddelere göre; O zaman Evren, kendi varlığı için zorunlu değildir.
  6. Birinci ve beşinci maddelere göre; O zaman, evren kendi dışından gelen bir sebeple var olmuştur.
  7. Üçüncü ve altıncı maddelere göre; O zaman, Evren’in Kişisel Yaratıcı’sı var demektir. Evren O’nsuz olamadığına göre O, zamansız, uzaydışı, başlangıçsız, değişmeyen, zorunlu ve çok güçlüdür.

Big Bang, Evren’in yaratıcısı olduğunu gösterdiği gibi, evrenin yaratıcısının evrenin içinde arandığı, evrenin dağının, Güneş’inin, Ay’ının ayrı tanrılara paylaştırıldığı ilkel fikirlerin yanlışlığını da gösterdi. Big Bang ile ilk birleşimi yaratan kimse, her şeyi yaratanın o olduğu, Evren’i ayrı güçlerin değil, tek bir gücün yönettiği anlaşıldı. Evren tek bir noktadan başlamıştı, o ilk noktanın sahibi kimse, insanın da, nehirlerin de, yıldızların da, kelebeklerin de, süpernovaların da, renklerin de, acının da, mutluluğun da, müziğin de, estetiğin de sahibi O’ydu. Her şey birden ayrıldığına göre, o birin sahibi, her şeyin sahibidir.

İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com

 Harun Yahya ismini görünce kendime hakim olamadım.

 "Yapılan hesaplamalar evrenin tüm maddesini içinde barındıran bir ' tek nokta 'nın, korkunç çekim gücü

nedeniyle 'sıfır hacme' sahip olacağını gösterdi.Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya

çıkmıştı.Bu patlamaya 'BİG BANG' Büyük Patlama dendi  ve bu teoride aynı isimle bilindi.Big Bang'in

gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim ' yokluk' anlamına geldiğine göre , evren yok iken var hale

gelmişti.Bu ise, evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyor ve böylece materyalizmin ' evren sonsuzdan

beri vardı '  varsayımını geçersiz kılıyordu...."  Harun YAHYA 

Gerizekalılık ve Evrim Teorisi
2015/08/16 19:16 - Güncelleme: 2015/08/17 17:32
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Balkondayım... Dışarıdan oyun oynayan çocukların sesleri geliyor... Yükselen iki ses dikkatimi çekiyor... 

Lise çağlarında, muhtemelen aile baskısıyla başını örten bir genç kız, ilkokul öğrencisi bir çocukla laf kavgasına girmişti... Onları seyre koyuluyorum...

 "İnsanlar maymunlardan gelmiş, gerizekalı!" diyor başörtülü kız..
Bunu kabullenemeyen küçük çocuk cevabı yapıştırıyor: "O zaman sen de maymunsun!"

Başörtülü kız, bu cevabından dolayı küçük çocuğa kızarken, görüş alanımdan çıkıp uzaklaştılar...
Lakin bu diyalog ve "gerizekalı" sözüne takılmıştım ben... 
Dakikalarca süreyle bunu zihnimde evirip çevirdim ve şu sonuca vardım: 

Kendisine telkin edilen bir safsataya körü körüne teslim olan kızın, aklını kullanan küçük çocuğa "gerizekalı" demesi ve bilgiçlik taslaması; bu sıfatın aslında kendisine yaraştığının göstergesiydi.

İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Bir Başka Pencereden Paralel Evrenler
2016/08/17 22:35 - Güncelleme: 2016/08/17 22:45
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Paralel evrenler, ilk duyduğumdan beri anlamlandırmakta zorlandığım bir teori.
Bir yaratıcının varlığını ve her şeyi bir denge/ölçü üzere sürdürdüğünü inkar edebilmek için birileri, nereden tutsanız elinizde kalacak zorlama bu teoriyi/fanteziyi ortaya atmış gibiler. 

Aşağıdaki videoda Enis Doku'nun da ifade ettiği üzere bilimsel olarak da bir yığın çıkmaza sahip bir teori.

Kaldı ki, doğruluğu ispatlanamayan bir şeyin aksi ispatlanamadığı zaman, o şey doğru kabul edilebilir mi? broken heart

Fıkraya göre, "Dünyanın merkezi neresi", sorusuna Nasreddin Hoca:
"Bastonumun ucunun değdiği yer" der. 
"Nereden biliyorsun Hocam?" diye itiraz yükselince, Hoca hiç istifini bozmadan yanıt verir: 
"İnanmazsan ölç!" 

Beri yandan, bu teoriyi ortaya atanlar, aslında kendi topuklarına sıktıklarının farkında değiller mi? Düşledikleri sonsuz evrenlerin bir tanesinde kendilerinin dindar olabileceğini ve bir yaratıcının varlığını kabul etmiş olabileceklerini düşünmediler mi hiç? 

 

İngilizce kelime ezberleme oyunu: vav.mbirgin.com
Abonelik Bilgisi Abonelik
Özellikli Bağlantılar
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: Sibelius, canumur, dcelik, onbesliler_60, Gonulden,
Son Oturumlar: