Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
Beğen
Paylaş
Sayfa: Site:
Görüntülenme: 21829
frankfurtcular ve türkiye düalizmi
2009/05/03 10:06
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 6,2 (2 oy)

 

bu üç adam alman faşisminden kaçan amerikaya...

orada neo marksizmi kuran ve eleştirel teorinin temellerini atan insanlar..

walter benjamin, thedor adorno ve herbert marcuse

gündelik akımdan kurtularak bu üç adamın aydınlanmanın diyalektiği kitabları okunduğu zaman türkiye minvalinde ve evren minvalinde n' tür naneler yendiği daha pure anlaşılır gibi geliyor bana..

aslında bunun için stratejik derinlik (A. davutoğlu) da biraz katkı sağlayabilir..

nedir kosmosun kaosa dönüşündeki ali-cengiz oyunları ve olup biten şarlatanlıklar...

(kısmetse devam edecem iyi olun ve sağlam kalın) sa

derler ki nerden icap etti bu denli kırık dökük bir ajanda.. faşisim aslında her ulusta az yada çok olan bir irrasyonel duygudur. bu itibarla  faşisme karşı çok şaşıtkan bakmamk lazım gelir.. neden faşisim ve frankfurt okulu tercihi ne ise hasb-i tecessüs den öte yazacak bir'şeyim yok.erdem insanın hayattaki en temel değerlerinden bir tanesidir.erdemli olmak yada olmamak arasındaki secim ise akıl ihtiyacını doğurur

çünkü tercih edebilmek için akıl gereklidir. ben böyle bir konuyla can sıkmak istemem ama forumlarda ilgi çeken husular daha çok  aparatif ve insan ajandasına katkı sağlayan türden yazımlardır. kesinlikle hiçbiri kendi içinde kıymete mahsus olan emeklerdir ancak ta temel derinlerdeki sorunlara zihinsel ve düşünsel salvolar yapmak zorunda olduğumuz gerceği artık bize dayatmaktadır. çünkü türkiye 6000 yıllık  (sümerler dahil) geçmişinin en derin hamlelerini yapıyor dünyaya karşı...

dünyada hiçbir proje türkiyesiz proje olamaz.. dünya hızlı bir şekilde değişirken türkiye patınaj yaptırılıyor ve vakit kayvettiriliyor türkiye'ye

toplumların hamurunda irfan ve hikmet vardır.. az yada çok ama vardır... millet olmak ulus devlet olmak devletin kendi ideologik aygıtlarını yaratması ve vs siyasal konular bu dünyanın olduğu kadar bu milltin de sorunudur..

ulus değil millet. yerellik aslında evrenselliktir de.

orijinal olmak ve evrensel olmak beraberinde ortak medeniyet potasında var olabilmek ve potada en büyük paya medeniyet olarak var olabilmeyide beraberinde getirir.

bizler eğer faşizm den kaçar isek yarınların yarın olmaktan çıkaçağı ve esir  ve kiralik bir düşünsel zihinle kendi enamızdan ayrılamaz hale geliveririz.

yaşatılan yada yaşananları artık diğerleri gibi artık hayat diye adlandırırız.

frankfurtcuları secmemdeki gayem eski bir makssit olmalarına karşın yeni ve eleştirel bir marksit teori çalışmaları olmalarıdır bu çalışmalar onlara arkasından koştukları hatta putlaştıdıkları karl marksı artık yeterli görmemeleri yeni bir teorinin varlığına olan ihtiyaç tan ötürü yaptıkları samimi çalışmalardır..

özellikle walter benjaminin eğitim görüşleri max horkheimerın diyalektik 1-2 kitablarında ki teorisel yaklaşımları cidden önemlidir..

türkiye kendi düalizminde artık seçim yapmak zorundadır.. ya muhafazakar solculuk yada liberal ilericilik yada ilerici islamcılık tercihini yapmak zorunda çünkü dünya buna itiyor türkiyeyi

bence bu seceneklerden en önemlisi ve en sağlamı paradigma ve tarihsel teorik birikimiyle ilerici islamcılıktır...

bunun nedenlerini ise yazmaya devam edecem

(kemal sayar'ın herşeyin bir anlamı var timaş yay. omumaya değer buluyorum sadece beni okuyanlar için)

iyi kalın sağlam kalın sa.

entegrizm
2009/06/21 23:30
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 4,2 (2 oy)

gavurcada buna belki böyle deniliyor ama, kültürel cinnet olarak düşünüyorum ben bunu yani kültür hezayanı.

türkiye kendi tarihsel duruşuyla ve anadoluya anadolu denmezden önce kuzeyde yaramazlık yapan yerinde durmayan bir genetik yapıya sahip bir bütünün parçası olan bir ülkedir.

düşünceye ehemmiyet veren ama entellektüel manada bir ehemmiyet değil.

bizler ilk yazımızda dünyadaki değişimin türkiyeyi de yakından ilgilendirdiğini yazmıştık..

bunuda felsefi bir arka kodlama ile yani franfurt okulu liderleriyle yapmıştık.

bu şahısların faşizme karşı insanı duruşları kalem ve mürekkebe olan derin saygı sanki dr ali şeriatinin deyimiyle her hicret bir inkilaptır söylemiyle örtüşürcesine dünyayı derinden , etkileyen erdemli bir kavga vermişlerdir.

erdem ve hikmet insanın en temel hamurudur..

irfan ise bunların koruyucu melekleridir...

türkiye kendi öz güveni ile ileri yani dünyayı imajinatif bir ürün olmaktan çıkarmaya kadir bir ülkedir...

her n' kadar kültürel bir hezayan varmış gibi görüntülensede..

bu görüntüler fenomendir, birde numen vardır olan bitenlerin derinliğinde asıl durum budur..

bu numen bizim özellikle ramazan ayı ile özdeşleşen hacıvat ve karagöz gölge oyunundaki çubukları tutan ve sesleri çıkaranlara benzetirim..

geroge ORWELL 'in 1984 romanı ve ANİMAL FARM romanı türkiye halkına epoze edilen aşıların aslında durum kurtarmaya yönelik sefillikler olduğunu her kafası çalışan insan fark eder..

kültür bir kapital endüstri olmaya başlandığı zaman hakim güçler tarafından aygıtlaşır ve egemen sefillik bu aygıtları kendi devamlılığı için kullanır.

luis althusser'in devletin ideolojik aygıtları kitabı bunu daha iyi anlatır...

bu devamlılık nedir..

statüko...

gayet normal köylü insan her zaman daha müsaittir bazı devamlıllıklar için ham madddedir..

adam boşuna mı koydu partinin amlemini at neden yıllarca bu culsuza oy verdi bu insanlar..

gayet basit aygıtlar devredeydi..

her daim, yalnız işler şimdi değişti aygıtlar sendelemeye başladı.. ve değişim ta derinlerden hissedilmeye başlandı..

türkiye dünyanın en derin siyasi birikime sahip bir ülkedir..

hiç merak edilmesin bu ülke ulus devlet olmayacaktır..

ve dünyadaki hiçbir plan proje türkiyesiz olmayacaktır..

türkiye tıpkı fransa ve almanyanın liderliğinde oluşan avrupa birliğinden daha büyük bir birliğa liderlik edecektir..

turkçe olimpiyatları bunların temellleridir..

ama bundan önce herkes kendi evinin önünü süpürmelidir...

temizlik buradan yani kendi evinin önünden başlamalıdır ayağa takılanlar ve bağırsak temizliği şarttır..

her n' kardar küçümsenmeye çalışılsa da numen budur...

gerçek budur..

fenomenler ise aygıtları tarafından dumura uğramıştır...

at izi it izine karışmak üzereyken gerçekler çok derinlerden yüzeye çıkmıştır..

aslında dizilerde kurgu olarak bu halka empoze edilenlerin gerçek olmaya başlamış olmasıda ilginçtir...

jurgen habermas 80 yaşını kutluyor bizim 80 küsür yıllak cumhuriyetimiz habermas kadar gerçekçi olamamıştır..

halkı nereye kadar atla merkeple idare edecğini düşünüyordu ki bu zevat...

yarınlar aydınlıktır..

sağ kalın sağlam kalın...sa

 

prena günlüğü
2009/09/26 11:47
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

hep düşünmüşümdür, insan denilen varlığın edeble ve edebiyatla olan ilişkisini..

müsama-i efkardan barika-ı hakikat doğar demiş yazar..

nedir müsama, diskur, retorik, paradigma,imge,akıl,logos,dasein,geist... vb artık n'derseniz yani insanın insan olmakla olan en temel ve en münbit ilşkisi..yani insan olmak, insan olmak değildir.. müsama insanın insan olmak temelinde fikri manada anlam ifade eden bir serzeniştir.. efkar işin biraz post modern edebi kısmıdır.. yani söylev olarak pek refarans aranmaz.. efkardır yani kişi kendisidir.. başka biri ile yada başka ben olmayanlarla ilişkisi oladan söylev geliştirmektir... hani derler ya efkar dağıtıyoruz işe öyle post modern bir semantiği vardır efkarın... barika ise hakikate götüren yoldur.. hakikat ise tektir  O'da Allah'tır..

ilim tekti cahilleri onu çoğalttı bozdu diyor Hz Ali

Mayerson ise hakikat çoklukların tekliğidir diyor..

selametle dilim ve aklım erdiğince devam edecem..

soner akdemir...

heidegger ve levinas ta ahlak...
2009/11/01 0:32
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

...ancak ruh balcığa üflediğinde can kazanır.. diyor saint-exupery..

ahlak bizim abur cubur hayatımızda pek yeri olmayan ve yeri olmadığı gibi pek de akmadığımız bir olgudur..taki gelip bizi bulup ilgilenmek zorunda kalmamıza dek...

ahlak temelinde çok iyi beslenen bir niegereda ağacına benzetebiliriz.. iyi beslenen ama devesa bir yapı.. ahlak varsayalım..ama ahlakı tek başına alamayız onun ilişkide olduğu ve ahlakla hemzemin olan yine bize ait bazı lokomotif değerler vardır..

en başında erdem,prensip,norm diye adlandırabileceğimiz bizim olan ve bizim anlam dünyamızdan çıkan ve yaşadığımız dünyayı anlama iddiasında olan yerli olan değerlerimiz vardır..

bir insan çok iyi baba, çok iyi bir tüccar, çok iyi bir oğul, çok iyi bir koca eş zamanlı olarak olabilir mi?

yani bir insan bu farklı yaşam alanlarında nasıl, bir bütün iyi insan olabilmeyi becerebilir mi?

mesala ticari hayatında yalan söyleyen bir insan karısına çocuğuna hiç yalan söylemeden ömrünün sonuna kadar yaşayabilir mi?

yada çok iyi bir baba ve koca iken çok kötü bir tüccar olablir mi?

yada zevcekce belli bir zevatın embesil bir dille iş ayrı iyi insan olmak ayrı düzalizmini ifade etmesi hatta bu ayrıma iman etmesine n' diyeceğiz...

insan olmaktan yorulmak n' demek...

descartes ruh ve bedeni ayırırken insanların böyle aşağılık kılıklara bürüneceğini hesap edememişti galiba...

modern dediğimiz olgu ruhun bedenden aynı büyük acılarla etin tırnaktan ayırılmasından daha büyük bir feryat içinde ayrılmasıyla temelleri atılan bir olgudur..

bu ayrım bugün ahlakın ruhta mı bedende mi olduğu veya kaldığı sorununuda doğurmuştur ve çözüm beklemektedir..

ahlak levinasta öteki olmaksızın bizde var olan içsel dediğimiz bir alanda nüfuz bulan bir oluşlar alanıdır..

yani ahlak ın var olabilmesi için ötekine ihtiyaç yoktur kendimiz bir ahlak duruşundan kendimize bahsedebilir ve yaşayabiliriz..

ama hidegger de ahlak ötekine evşirilen bir olgudur..

insanın kendi ahlakının bir kıymet-i harbiyesi yoktur, taki öteki ile olan ilişki evreye girene dek..

ben levinası kendime daha yakın buluyorum..

kendi insan olabilme alanımda bir ahlak temellendirmesi yapamazsam nasıl bir başka öteki ile ahlak evşirmesi yada devşirmesi yaşayablirim?

ama şu söyleneblir, öteki ile beraber bir birliktelik alanı yani kamusal dedikleri safsata evreye giriyor..

yani heideggerde yalnızlıkta insanın ahlaka ihtiyacı yoktur..

her naneyi şeytanıyla yiyebilir, önemli olan diğeriyle beraber olan ilişkide ahlak evreye girsin..

öz insanın ilk evresidir ve insanın kendi dışında bir itki ye ihtiyaç duyduğu bir muhtaçlık olgusunu hisettirir..

dolayısıyla öz insanda önce gelir ve insana yol acar acılmış yolda yürür ve hayatının nasılınıda önemseyerek sonuna doğru yaşar gider..

insan kendisiyle bir kamusal ilişki yaşayamaz mı ?

yani kensini bu evrende kovulmuş psikolojisinin ötesine geçireblir mi?

deplasman da nereye kadar ve nasıl bir anlam dünyası kurabilir insan yani adam yani adem yani ben sen o biz..

saha benim değil, ve ben ben olaraktan bir ahlak değilim, ben sadece kurulan ve ölümü bekleyen bir insanım..

ölüm bile benim değil ismarlama bir olgu...

kaç insan ölümü kendi yaşar...

genelde ölüm yaşatılan daha çok ve azrail meleğiyle yaşatılan bir olgudur..

irade yani ben n' kadar benle ilgili olan biten herşeyde ben ahlakıyla ilişkilidir..

ben çok korkuyorum bendeki ruhunda beni terk_i diyar etmesinden, çok korkuyorum, bu benim ölümümden daha büyük bir cinnet halidir..

çünkü ruhtur estetize eden yapı ettiğimiz herşeyi..

n' olur o beni seni onu terk ederse...

işte o an gelir çatar bize ahlaksız insan olageliriz bir anda, karımıza çocuğumuza tüccarlığımıza eşe dosta herkese bizi bilen bilmeyen herkese...

korka durun ölümden çünkü cümle doğan ölmüştür...

ağlayabilen ancak anlayabilendir ve anlayabilen yalnızca bir bütün ahlaktır evrende..

....

ismet özel okumak?!
2009/11/22 21:11
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

ismet özel, türkiye yakın entelijansiyasına mührünü basmış ve kendi düşünsel dehlizlerine akmış koca çınar...

soyalizm sorgulaması, soyalizm paradoskları ve bugün islamcılık diye bir akımın (düşünsel ve içsel bir akım) lokomatiflerinden sadece bir tanesi ama olmazsa olmazlarından...

mantık ve akıl herzaman bana göre zeki ve güzel bir metres ile evcimen bir kadının ilişkisini anımsatır.

nedir bu ilişki derseniz evcimen kadın kocasına sıkı sıkıya bağlı ve adamın çocuklarıyla eviyle rutin bütün ihtiyaçaları için sacını süpürge eder, ancak adam buna rağmen metresi yan cebinde bulundurur..

bu ilişki bildiğimiz anlamda basit bir cinsellik değildir..

bu bir akıl tutulmasının başka bir duruş halidir neye karşı erdeme ahlaka ve insan olamaya dönük bir duruştur bu...

bizler yani insanlar hayatı hep garanti kısımlarıyla bütünlemek isteriz.

yemeğe çağrıldım...

sonra devam edecem

saygıyla...

ismet özel okumak?!
2009/11/26 23:31
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

şimdi öteki dediğimiz (other) olgu kendi dilimizdeki kudretimizin n' denli bir kudret olduğunu gösterir türden bir olgu halini almıştır.

yani biz öteki ile birlikteliğimizi( together) kendi kudret dilimizle inşaa ederiz..

bu durum da bizim kudretimizin sınırlarını orta yere koyar.. eğer siz diskurunuzu kendi disiplinlerinizle orta yere koyar iseniz öetikinin kudretide sizin diskurunuzdan daha az kudrete sahipse galip olan dil sizin diliniz olur. buna şöyle bir örnek verebiliriz, mesela milli duyguları fazlaca genlere işlenmiş bir toplumda diskur vatan, vatan hainliği, ya sev terk et ya sev türünden akla hızana sığmayan sığ slaganik söylemin ötesine gecemez olmasına rağmen tarafgirlik sağalayabilir. bu durumlarda ulusalcı söylemlerde ise ulus devlet ve sınırların katı ve ruhsuz kalemlerle cizildiği bir harita safsatasının ötesine gecemeyen bir söylem olabilir.

bu iki durumda da yaşanılan toplummun akıl haritalarının durumu çok önemlidir.

bu akıl haritaları söylemlerin nasıl kudret kazanacağı ve diğer söylemleri yerle yeksan edeceğini de ortaya koyar..

yani dil zaferini aslında var olduğu toplumun dili nasıl derin ve ustalıkla kullandığı ile alakalı bir sürecle inşaa eder.

felsefe aslında kavramları birbirinden ayırmaktır.

kavram aşkın olanda bulunan bütün olguların ve eşyanın zihindeki tasarımıdır.

bu tasarım beraberinde bir dil inşasınıda  getirir.

işte toplumların sanat edebiyat felsefe gibi insani olan bütün söylemlerdeki kudreti bu inşaa sürecini yapabilmekle alakalıdır..

sizin toplum bu değerlerde n'  kadar at koşturabilirse kendi söylemiyle o kadar toplum olabilmiştir gerisi saz semaileri ciddiye alınacak tarafı olmayan kervancı başının canını sıkan türden geyiklerdir..

ama kervan yola devam ediyor..

o halde dil kimliği aslında bizim n' denli bir kudret algımız olduğunuda bize hatırlatır..

yani dilin kavramlarla olan ilikisi senin yaşadığın toplumun ulusal yada milliyet teranelerden öte öteki için -bu öteki kendi insanı için gecerli bir öteki değildir tabi transsendental bir aşkınlıktan bahsediyoruz burda- kurduğun güclü dille alakalı bir söylemin elzem oluşuna olan azami ihtiyaçtır..

bizim militarist mermer kafaların güçlü bilmem n' güçlü türkiye imgesi aslında kacıncı sınıf bir kafa yapısına da sahip olduğumuzu orta yere koyuyor..

ismet özel, bu dili yani öteki üzerine zafer kazanan bir dili beynelmilel bir mindere çekerek aslına rucu eden safasata ve aptal vehimlere papuç bıramadan kervancı başının tetikleri ile olması lazım gelen yere doğru giden bir dile dönüştüren bir akıldır..

bu ülke böyle vehimlerle fazlaca patınaj yapmıştır..

enerjisini boş yerlere on yıllarca harcamıştır..

ama artık devran ve kervancı değişmiştir

burda önemli olan çakal ite kervancının itibar etmemesidir..

bu muhalefette olsa..

vesselam

ecmain güzel bir kavramdı...
2009/12/20 15:58
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)
bizler yani genc olmaya doğru koşar adım giderken bazı değerlerin önemini anlamak için uğraşırdık..
bazı değerler cephesel bir denge içinde irtifa kaybetmemesi gerken değerlerdir.en başında insan olmanın temeliydi bu değerler bize göre..bu değerlerden biride ''ecmain'' kavramıydı.bu kavram modernlik?!  içinde küllenip gitti. terk etti bizleri kendi dehlizlerine çekildi..insan bazen bırakır gider bulunduğu ortamı zamanı bıkar çünkü fasit daiereler içinde hiçbir işe yaramama duygusu ile..ben kelimelere pek güvenmem şeyler gibidir, kelimeler civa gibi kalıp alırlar bulundukları zazamın ve ruhun şekline..kavramlarda sanki ruh varmıış gibi gelir bana.. ruh işin içine girince değer ve merhamette devreye girer..ecmain kavramı bir temenni ruh halidir..sözgelimi biri iyi bir temennnide bulunduğu zaman bu temennnin muhatapları ecmain derler..yani temenninin herkes için gecerliliği olsun arzusu ve iştiyakını vuragularlar ecmain diyenler..oppotünizm yoktur biz vardıre'na yoktur biz vardır ve bu bizin hoşluğu muhabbeti vardır...tüm insanlık için

 

 

Bu mesaj, epilog tarafından, 20.12.2009 17:09:26 itibariyle düzenlenmiştir.
what went wrong?!
2009/12/27 22:24
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

heidegger dil varlığın evidir der... bir kitabında sein und zeit ...

nedir dil bence namus şeref ve haysiyetin matrix halidir DİL...

dil insanı giyotine yada ipe götüren insana ait en önemli enstrumandır..

ama biz adem oğulları dilin n' olduğu konusunda cesaret gösterip içine giremedik dilin..

dili iğdiş ettik mıncıkladık değersiz bir modern kadın cıvıklığına getirip yerleştirdik...

bilgi gibi modern bilgi kolay ulşılan bir hale geliverdi bir anda dünyamızda..

dili böyle kazanova gibi kullanmak hatta bir maharet olarak nitelendirildi yine modern dünyada ve medern?! ülkemizde

kazanovanın işi neydi kadın avlamaktı ve avlıyordu...

hatta ibrikcisi ve kazanova bir motelden ayrılmak üzereler, ibrikcisi gelir ve kazanovaya efendim araba hazır sizi bekliyor der..

kazanova eşyalarını toplar ve motelin koridorlarından inceden süzülmeye başlar ve bir anda bir kadın kahkasını duyar...

duraklar tereddüt eder ve seslenir ibrikcisine ibrikci bir gün daha burdayız ufak bir işim daha çıktı halletmem gereken der ve o günü aynı motelde gecirir kazanova...

ben dili daha çok kazanova gibi kullananlarına şahit oldum ama mutlaka dili insana yakışr bir şekilde kullananlarda vardır..

dil ve varlık aslında anlam kaymasına uğramıştır..

dil sadece sözün olduğu dönemlerde çok ciddi bir insanlık değeri iken yazı ile dile olan güvende azalmıştır..

M.Ö 3000 senesinde bulunan yazı için ben atalarımız olan sümerleri eleştirmek istemiyorum ama ancak yazı dilin başı dikliğini yerle yeksan etmiştir..

basit bir misal birinden borç istiyorsunuz ve sizden belge istiyor sözünüzün bir kıymeti yok belge esasdır..

çünkü belgede başka yaptırımlar giriyor devreye..

ve borç veren kendini sağlama aldığını düşünüyor..

peki yazı yok iken n' vardı bu tür ilişkilerde namus şeref ve onur vardı azizler bu tür ilişkilerde ancak n' olduda değişti bu değerler n'oldu..bizler nerde hata yaptık ve neden çok hızlı bir hayat sürmeye başladık sanki mal bulmuş mağribi gibi koşar gibi arkaya dönüp bakmaksızın koşuyoruz yada koşturuluyoruz..

acaba biz hızlı yaşarken bu hızdan birileri çok yavaş yaşayarak bir şeyleri mi götürüyor.. neden bu hız ve çürüme.. neden arkaya dönüp bakma korkusu neden günahlarımızın bizi gelip bizi yakalayacağını yada sevaplarımızın bizi hesaba çekeceğinden mi korkuyoruz..dil bu aceleciliğin neresinde yoksa dil diye bir namus kalmadı mı.

hayatı sadece senete mi indirgedik hani aşk muhabbet güven ve insan olmanın gurur verici haleti ruhuyesi yarış bitiyor ama atlar hala dört nala koşuyor bu baş döndürücü hayat acaba dilin dil olmaktan çıkıp bir kaç maymuna mı kaldı bu dilin savunuculuğu..

dil bir medeniyet kurar bir medeniyeti devirebilir bir kudrette iken bu denli pespaye hale nasıl geldi..

yoksa kazanovalar mı çoğaldı bu memlekette de benim haberim yok ..

dili kim ayağa kaldırcak saintler...dilin önemi sadece türk dil kurumunun anma proğramlarından öteye gecemeyecek mi? ben dilin hafif anlamda uğradığı işgalleri ve üretimini burda yazmaya çalışmıyorum..

memleketimin gerçek sahibi olarak içindeki üç maymunların oynadığı üç maymunu sorgulamak istiyorum.. meclis kürsüsünde konuşan adama olan yabancılığımı ve bu yabancılığın dille olan alakasını anlamaya çalışıyorum ama zorlanıyorum anlamakta.. evet meclis kürsüsünden konuşan adam kim sahi bileniniz var mı..

acılar neden bu kadar karmaşık bir hal aldı..

hangi acı kimin acısı bu acıları hangi dille yapıyor bu acı çektirenler..

kim kime zülm ediyor ve zülme uğradığını söylüyen kimse neden ayetlerle kur'an'dan destekliyor meramını anlatırken de incil yada tevrattan sözlerle desteklemiyor meramını..

neden bu zevat marsist bir tanrısız ideologinin arkasından giderken İSLAM'ın kelamından destek almak ihtiyacı duyuyor..

bu zevatın mensup olduğu ideologinin böyle güçlü hermenötiği ve retoriği olan bir kutsal  kitabı yok mu..

neden yok .. olsun kardeşim olmalı sıkışından Tanrı var başka zaman karl marks olmaz..

işte dil ah dil ezop'un dil yemeğine beniyor.. adamı böyle bir hala getiriyor ki akıllara ziyan..

nerde gerçek dünya nerde numen nerde DASEİN nerde gerçeklik üzerine kurulu adil bir memleket olgusu...

gözlerimiz ufuk beklemekten yoruldu

ama n' olursa olsun bu memleketin gerçek sahipleri gerçek bir dünya kuracak bu topraklarda

acıyı ve zülmü aydınlık özgürlük ve adalet içeren bir gerçek dünya kuracak

yanlış gideni anlayacak ve baba oğluna ve kızına şöyle içerden seslenecek GÖZLERİNİ UFUKTAN AYIRMA OĞLUM/KIZIM

VESSELAM

 

fetih ve yılbaşı fetişizmi...
2010/01/02 0:17
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

biz çocukken trt ekranlarında yılbaşına ilişkin n' varsa onunla yetinirdik.. faşist ve ödev ahlakı anlayışıyla kulak kesilirdik sevgili trt'ye..

bu dediğim 90 lı yıllar başı felandı..

n' olurdu milletin ağız suyuna dansöz şarkıcı felan birkaç yerli malı san'at manat işgüzarları ve final milli piyangomuz vardı bizim sadece bizim olan ve milli olan..

n'oldu sene 2010 oldu 2000 senesi öncesi yıllar yaşanırken 2000 li yıllar için millenyum denilirdi bu bize çok efsunlu bir söylem gibi gelirdi ve kıt kanaat düşünürdük yaw arkadaş milenyumda hiç bir şey eskisi gibi olmayacak dedik kendi kendimize..

hakikkaten millenyumda çok değer değişti artık medya vıcık vıcık oldu..

kendini haber kanalı olarak allayıp pullayıp ciddi medyacılık yaptığını lanse etmeye çalışan kanallar bile anladı gerçeği  bu ülkede kadın eti kasaptaki etten daha ucuz ve pespaye hale getirilebiliniyor olduğunu bütün yerküre medyası bbc cnn gavur el cezire gibi medyalar haberi verdi geçti.. ama yerli olanlar ise dekolte kadınlarla yılın başını kutladı..

bunun adı medyacılık dostlar 7. sınıf san'at adamlarıyla bu kadar olur bu ülkenin ufku birileri güneşe asansörle çıkma peşinde iken bizler eğlence uyuşturucusu ile bu halkı daha n' kadar daha düdükleyebilirizin hesabında..

bu denli fetişt bir halk acaba kimin işine geliyor ve bu hengamede kim kime düdüklüyor artık ben kestiremiyorum kestirene de helal olsun..

neden böyle bir embesil uyuşuk bir toplum mühendiskil çalışmaları yapılıyor..

ciddi haber kanalı olmak yılın sadece belli günlerinde mi gecerli bir prensip yada kim yaptırtıyor haberle eğlencenin fazlaca porno bir hale getirilesini..

hakkatten neler oluyor bu ülkede..

birileri de alternatif fetih şölenleri tertipliyor sanırsınız ki platon'unu şöleni gibi..

neden yılbaşı kutlamak istemeyene secenek olsun...

memleket 7.sınıf program kalitesiyle ve san'at manat anlayışıyla sanırım daha çok uğraşşacak..

vatandaş madende ölüyor tersanede ölüyor vatandaş günün 15 saatini çalışıyor ve halen gecinemiyorum diyor ve halen bu ülkede ciddi haber kanllarında porno yılbaşı kutlanıyor..

daha kolay yaw kardeşim yeterince sorun var bir günde felekten bir gün geçirelim hayıflanmasıyla..

halbuki kendisi ciddi manada değil bir gün bir saat düşünse bütün kumpası çözecek şifrelere ulaşabilecek akıl ve hizana sahip ..

ama erteliyor böyükler bilir beyüm kolaycılığıyla..

bu memlekette alternatif olmak zorunluluğu gerçek kalitede sonuçlar doğurmuyor..

çünkü öteki nin kalitesizliği alternatif olma kaygusu güden alternatif olma çabasındaki kişilerin toplam kalite anlayışını dibe vurduruyor ve özgünlük yok oluyor..

özgün olamamak  bir san'at insanının da canına ot tıkayan bir sonuca götürüyor..

neden sorusu kadar bu tür cıvıklık sistematiğinin düzenli bir şekilde halkın ağız suyuna sunulması sorunsalında pek yanıt bulmuyor..

çünkü text ortada ve herkes bu textin arkasına takılıp kalıyor..

nasıl sorusu ise durumu betimliyor..

bu durumda bu yayıncılık anlayışından kim kazancı çıkıyor ve bu kimlerin kim olduğunun önemi ortaya çıkıyor..

 kimler bu halkı bu denli neden aşağılıyor bidon kafalı göbeğini kaşıyan mangal yakan olarak vesaire..

bu aşağılama durumu halka neden eğlence modunda sunuluyor...

aslında proğramlar insanın en temel değer skalasına saldıran türden proğramlar iken n' denli bir abra kadabra ile halkın eğlence dürtüsünün en aşağılık bir zaviyesinden işleniyor..

neden..

text şu bu durum halkın bir seviye problemi olarak sunuluyor..

kardeşim seyretme başka bir sürü kanal var teraneleri

tamamda sunduğun halk acaba senin sunduğunla n' denli denklik yaşıyor..

yani mesala dansöz halkın hangi duyguları için arzı endam ediyor..

halkı sadece bir feşişt sömürge malzemesi olarak görme cüreti nerden ve nasıl bu kuruluşlara veriliyor..

fetih ise öteki paçavrası üzerinden kurgulanmayacak denli ciddi bir olgudur..

başkasının eti fetihden daha değersizdir benim için

yani sukut burda altındır..

 

 

 


"DİNGABAK DİYORDUK Kİ
Dingabak diyorduk oysa ragnarök ki bize mambo verdiler
Hatta Papa Loves Mambo dediler who might that papa be
Acep tangomuz neler sıkmış ki bize bu mamboyu verdiler
Tangooo hayır sıkmış bollaşan eldiven tekiydi bile
Ele çünküydü süprüntüler savaşı sonrasında oysa sırnaşan
Çöpü imlemiyorum halı altı süprüntüyü diyorum acaba niye
Oysa başımızı yatak otlak kör baş çünkülerden başta kalan
Beşeri akıl kırmızın kasmış güya da fikirdi öbek sobelemek
Kürklüyken oysa kakırtıcı beşercik süpür sapır bikini giydi
Kası kas kasılmış gibi tini kasım kasım kastırılmış dövmeni
Kasıkmış tipi eşyanın tabiatı hızının eşkenar ışık dörtgeni
Hafızı toz fıkhında yenik takoz dünyacı tülek mızrağın dibi.

Ver pasını Pasifik adanı bityeni Bikini
Dene çekirdek fiziği unutturur ikindini
A bomba tirendaz sanma cehennemliği
İnanma ünlü cızırtısı aktif radyo bar bar
İn an radyumun nereye ne miktar aktar
Çenemi Çin kes iklimler yerinden oynar
İpleri düğümsüz ağın mantığına tartar
Sağın geril solu uydur yana çek mambo
Muz karakolu hazır karambolsuz mambomuz
Sürgün süngü kamış sümmehaşa bambumuz
Miğverimiz miğferli mangomuz iğrili filelerde
Sıktıkça maçımızı Japon (Japonese mambo ay ay ay)
İtalyanların faça fıçışarak (Mambo İtaliano go go go)
Her öbek baş veriyordu mambo mukabili her

İnsan kendiliğine posa insan kendine yaşmak
Posa iki nokta üst üste yaşmak noktalı virgül
Nokta kullanma bakalım virgül nasıl yapılacak
Sen beni kel kör ve King James kalıtı san a can
Kal kalabalığa balıklama didişen şaşkın Alman
Yedir emen kendine popolaşmayı posalaşman.

Hem kim ister
Sardırıp dansa burca çıkmak dururken
Nağme lerle lerden oklanmayı kim ister
Kol saatiniz odamda kalmış Mister"

ismet ÖZEL

Bu mesaj, epilog tarafından, 03.01.2010 12:53:03 itibariyle düzenlenmiştir.
soren kıerkegeaard
2010/01/17 21:29
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Ruhlar aleminde... sonu olmayan ilahi bir düzen hüküm sürer.Burada yağmur hem haklının hem de haksızın üzerine yağmaz.

Burada güneş hem hayır sahibinin hemde günahkarın üzerinde parıldamaz.

Burada herşey yerli-yerine oturur. Yalnızca çalışan ekmek kazanır, yalnızca muzdarip olan dinginlik bulur, yalnızca soyunu ruhlar diyarında

sürdüren, sevgilinin imdadına yetişir, yalnızca bıcağı çeken İshak'a kavuşur.

s.kierkegaard

salkım söğüt
2010/04/11 21:37
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

şimdi bizler hayatı anlam içerisine sokarken çok zorlanan bir nesil olduk..

hayat bizim için öteki ve ötekilerin hayatı oluverdi, beraberinde ben öznesi artık yok oldu, onun yerini e'na'lık aldı.

modern kumpas insanı kendi macro oyunlarına malzeme ederken değer yargı ve kayguları içki hayata meze olmaya başladı. bu zahir bizi derinden üzmeye ve bir o kadarda n' oluyoruz nereye n' hızla gidiyoruz kaygusunuda daha canlı bir hale getirdi.

insan bazen yazacak çok şeyinin olduğunu düşünürken hadi yazalım icrasına gelince birden duruverir parmaklarınız aklınız ve ruhunuz..

düşünün kafınızda konu belli kavramlar belli ama bir türlü yazıya dökülemiyor ve acı içinde n' oluyoruz sorusu insana bir kırpaç gibi olmadık yerlerine iniyor hani halk dilinde filancaya inme inmiş derler ya aynen öylr bir şey gibi..

hayatı illede anlam içinde yaşamak elzem midir

 

bizler etrafımızdaki eşya ile ilişki kurmazdan önce çok korkar ve eşyanın çok hızlı tüketilmesine kaygı ile bakan bir kuşağın çocuklarıydık..

eşya bize descartesin ruh beden ayrımının ve bedenin eşyaya yani maddeye ruhun ise düşünceye karşılık geldiğini bilen ve bu itibarla eşya ile ilişkimize düşünce ile olan ilşkimiz kadar ehemmiyet verirdik.

bizim kuşak 80 lı kuşak, özenli yaşamak için kendini hattini bildiren bir formasyon ile düşünsel değişimi sağlamıştır.

bizler fakülte kürsülerinde hattini bilmeyene hattini bildirmek islamın 6. şartı olarak anlatılırdı. bu ise hatti bilmenin bu topraklarda n' denli önemli bir insani değer ve kazanım olduğunu gösteriyor.

peki bugün eşya ve düşüncenin vıcık vıcık ilişkisiyle hatti bilmek değeri nasıl bir rota içindedir.

bu toprakların gerçek çocukları gerçek düşmanla Çanakkale de Balkanlarda vs yerde savaşırken bu topraklarda kendini kurucu felsefe olarak adlandıran beyaz türkler ile de savaşılmış bu toprakların aslında bu guruhun değil istiklal harbini canlarıyla tarihe yazan,çocukların torunları olduğunu, cihanı şümül anlamıştır.

aslında bu torunlar bugün modern tarihi yeniden herşeye rağmen yazmaya devam etmektedir.

ruh bedene karşı zaferini kısa bir süre sonra ilan edecektir.

ardından alemin zübde-i belli olacak ve bütün umutsuzluklar umut olarak bir bumerang olarak geri dönecektir.

haziran 12 ruh ile eşyanın savaşıdır bu savaşa dikkat kesilelim ve gelecek için enerji ve zeka depolayalım.

 

Abonelik Bilgisi Abonelik
Etiket Ekle
Etiket:
Özellikli Bağlantılar
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook | Youtube

Son Üyeler: frozenmrl, Serveto, van65, Papatya6217, Esrakerem,
Son Oturumlar: